2019 He Is Psychometric Kore Dizisi İnceleme

2019 He Is Psychometric Kore Dizisi

Kore Dizileri maceramıza bir yenisi eklendi. Bugün sizinle 2019 yapımı He is Psychometric dizisini inceleyeceğiz. Kore dizilerinin her zaman en iyisi olduğunu düşünmüşümdür. Bu dizi de beni yanıltamadı.

Dizinin konusu insanların derisine ya da nesnelerin yüzeylerine dokunarak onların anılarını okuyabilen Le An isimli karakterimizin ailesinin ölümünün arkasındaki gerçekleri öğrenmesi için çıktığı ya da çıkarıldığı bir yolculuğu anlatıyor. Bu yolculuk hem acının hem mutluluğun olduğu bir yolculuk. Bu yolculukta Le An’a eşlik edecek kişi ise kaderin yıllar önce belirlediği Memur Yoon.

2019 He Is Psychometric Kore Dizisi

 

Dizi birçok açıdan doyurucu bir diziydi. Küçük Prens’ten tutun Hükümet ve Yasa eleştirisine kadar her şeyi görebileceğiniz bir diziydi. Zaman zaman gösterilen Katolik Kiliseleri, Çarmıha gerilen İsa profilleri, tablolar ve diğer her şey felsefi birtakım gerçeklerin mesajlarını içeren nesnelerdi. Yönetmenin ürün yerleştirmeleri eleştirilemeyecek cinstendi.

Küçük Prens Bağlantısı

Küçük Prens’ten başlamak istiyorum. Dizide, duyguları hissetmekten yoksun bir adam var. Bu adam yıllarca isimsiz, kimliksiz bir şekilde yaşamış. Sonra bir kızla tanışmış fakat buradan sonraki ayrıntıları söylemem doğru olmaz çünkü bu bilgi son bölümlerde öğreneceğiniz ve tüm taşları birbirine oturtacak bir bilgi. Konumuza dönecek olursak bu adam tanıştığı bu kıza aşık oluyor ve bu aşkı takıntı hâline getiriyor. Öyle ki kızı uzun yıllar boyunca demir parmaklıklarda hapsediyor, ondan çocuk yapıyor. O çocuk da annesinin kaderinin peşinden sürükleniyor. Küçük Prens işin içine burada giriyor.

 

Hepinizin bildiği üzere Küçük Prens, Le An’ın da dediği gibi mutluluk ve hayat dolu bir masal; ancak duygulardan yoksun adamımız bu masaldaki Gül ve Küçük Prens arasındaki ilişkiyi kızla kendi arasındaki ilişkiye benzetiyor. Gülünü dış dünyadan korumak için onu demir parmaklıklar arkasında saklıyor. Bu aslında o kadar da masum bir davranış değil.

Küçük Prens masalında “Beni evcilleştirdiğinde senin için tek kişi ben olacağım; benim içinde tek kişi sen olacaksın.” benzeri bir alıntı geçer (Kitabı uzun süreden beri çok fazla okuduğum ve dinlediğim için hemen hemen ezberledim fakat küçük kelime yanlışlarım varsa kusura bakmayın.) Kötü adamımız duygulardan o derece yoksun ki bu cümlenin altındaki gizli anlamı bile fark edemiyor ve sevdiği insanı bu kitapta anlatılanlara göre korumak istiyor. İnsan psikolojisi umut dolu bir kitabı bile bir cinayet davasının ilham kaynağına dönüştürebiliyor.

 

Küçük Prens’e küçüklükten beri özel bir ilgim vardır, bu sebeple dizide bu gerçeği görünce aslında sanatın iki yüzlü bir madalyon olduğunu öğrendim. Bir yüzü sizi tepeye çıkarabilecekken diğer yüzü sizi dibe batırabiliyor. Ayrıca bu iki yüzden biri olmadığında sanatın sanat olmaktan çıktığını öğrendim.

 

En başta bahsettiğim Le An’ın yeteneğine değinmek istiyorum.  Le An’ın yangın sonrası kazandığı yeteneği tıpta Psikometri olarak tanımlanabilir. Bilginiz olsun diye söylüyorum, bu konuda uzman olmadığım için internette öğrenebildiklerimi sunuyorum sizlere. Le An, Psikometri yeteneğine sahip.

Kabaca tanımını yapacak olursak; bir objeyle temas sonucunda bu obje ile ilgili olan kişi veya kişiler, olaylar ve objenin içinde bulunduğu ortamlar hakkında, özellikle geçmişe ayrıca şimdiki zamana ve geleceğe ait bilgi ve izlenimlerin tespit edilmesidir. Biraz hayal gibi görünüyor fakat gerekli hormonlarla ve beyinle gayet de mümkün bir durum. Beyin potansiyelinin bir sonu olmadığı gerçeği hem sevinmemi sağlıyor hem de korkmama neden oluyor.

2019 He is Psychometric Kore Dizisi İnceleme

Le An, yeteneği sayesinde insanların kendilerinden bile sakladıkları gerçeklerini görebiliyor. Bu konuda çok düşündüğüm olmuştur. Bazen pencereden dışarıyı izler, tek tek her insanı incelerim. Bedenlerinin ardındaki gerçekleri görmek isterim.

Bu istek, çoğu zaman benim acılarımın tatmini olmuştur. Biraz zalimce bir tatmin biliyorum fakat öbür türlü bu dünyada sadece benim acı çekiyor olmam düşüncesi durumları daha kötü yerlere sürüklüyor olurdu. Bir durağa oturup geçip giden insanları izlemek, onlar hakkında düşünmek beni rahatlatan bir şeydi. Memur Yoon’un teyzesinin söylediği sözü biraz da olsa anlamama yardımcı oluyordu.

 

“Bu dünyada hangimiz acı çekmiyoruz ki? Hepimizin mücadele ettiği ve sakladığı acıları var. Herkes böyle böyle yaşıyor işte.”

 

Şimdi bu yazıyı yazarken balkonda oturuyorum ve etrafımdaki ışıkları açık binaları izliyorum. O evlerin içinde yaşananları düşünüyorum. Bazıları mutlulukla dolu bazıları hüzünle dolu ama bunu dışarıdan görebilmek bu satırları yazdığım şu anda bile zor. Fakat buna rağmen Platon bu gerçeği yıllar önce anlamıştı. Nasıl oluyor da biz anlayamıyoruz?

 

“İnsanlara karşı düşünceli olun. Çünkü karşılaştığınız herkes en az sizin kadar zorlu bir mücadele veriyor.”

Platon

 

Son olarak Savcı Kang’tan da bahsedip bitirmek istiyorum. Savcı Kang şu bahsettiğimiz kötü adamın oğlu. Demir parmaklıklar ardında doğan oğlu. Tabii kötü adam hiçbir şey hissedemediği için evlat sevgisi, acısı nedir bilmiyor.

Savcı Kang, uzun yıllar sonra o adamdan intikam almak istiyor ve çeşitli işlere bulaşıyor. Bu işleri anlatmak size ayrıntı vermek olur ama bu diziyi izlemenizi çok istiyorum. Ondan dolayı en ufak ayrıntıdan kaçınmaya çalışıyorum. Konumuza dönecek olursak, Savcı Kang polise, hükümete ve yasalara güvenmiyor. Yasaların insanları yönettiğini değil insanların yasaları yönettiğini düşünüyor ki günümüzde bu gerçek pek de yabancı gelmiyor hiçbirimize.

Sonuçta sadece güçlüyü koruyan ve gözeten yasaya ne kadar yasa denebilir ki? Çünkü yasalar yıllar önce onun için hayati önem taşıyan birçok olayı örtbas etmişti. Hayır, örtbas eden yasalar değildi insanlardı. Güçlü insanların yasa olduğu bir dünyada yaşıyordu. Ve o dünyanın kendini korumayacağını biliyordu. Acaba hangisi daha korkunçtu, demir parmaklıklar arasında dünyadan habersiz yaşamak mı yoksa dünyanın kendisi mi? Pek de yabancı şeyler değil gibi geliyor bana, ne dersiniz?

Okuduğum ve izlediğim şeyler bu dünyanın bir gün mutlu bir gezegen olacağına dair umutlarımı sömürüyor mu yoksa beni gerçeğe mi hazırlıyor bilmiyorum. Yapmam gereken tek şey doğrudan ayrılmamak sanırım. Doğru bir yol insana şerefli bir ölüm getirebilir fakat yanlış atılan adımlar yolumuzu kaybetmemize neden olur. Kendi yolunuzu bulmanız dileğiyle. Bu yazıyı kendi dünyalarında sıkışmış olanlara, bir yardım eli arayanlara adıyorum. İyi gülmeler.

Diziden Alıntı:

Savcı Kang: Sana komik bir şey anlatayım mı?

Savcı Kang’ın Annesi: Komik bir şey mi?

Savcı Kang: Anayasanın onuncu bölümünü biliyor musun?

Savcı Kang’ın Annesi: Bilmiyorum, neymiş?

Savcı Kang: Kore Anayasası tüm vatandaşların insan onuruna yaraşır şekilde yaşaması gerektiğini ve mutlu olma hakkının olduğunu söyler. Devlet, her bir bireyin ihlal edilemez temel insan haklarını sağlamak ve bunları korumakla yükümlüdür. Komik değil mi?

Savcı Kang’ın Annesi: Öyle.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir