2021 Homunculus Film Yorumu

2021 Homunculus Film Yorumu

2021 yapımı Japon yapımı Homunculus filmi ile sizlerleyim. Filmin konusu ilginç olmakla birlikte insanı içine alan bir büyüsü var. Filme geçmeden önce homonculus nedir, kimdir onu inceleyelim.

 

Modern Tıbbın kurucularından sayılan Paracelsus tarafından ortaya atılan homonculus Latince adamcık, küçük insan gibi anlamlara gelmektedir. Paracelsus yaptığı homoncolus deneyinin kayıtlarında şöyle demiştir:

“Biraz spermi laboratuvar ortamında kapalı bir kap yardımıyla at rahmine yerleştirin ve kırk gün bekleyin. Bu sürenin ardından sperm canlanacak, hatta kendi kendine hareket etmeye başlayacak ve siz de bunu gözlemleyebileceksiniz.”

 

Paracelsus’un dediğine göre bir insan spermini tavuk yumurtasına aşıladığımızda ve kırk gün beklediğimizde sperm ve yumurta dölleniyor, ortaya homonculus dediğimiz varlık çıkıyor. Tabii Paracelsus’un bir simyacı olduğunu hatırlarsak ve simyacıların tarihine dair bir şeyler bilirsek bu durumun saçmalıktan ibaret olduğunu apaçık anlayabiliriz.

 

Öte yandan, Homonculus terimi ile ilgili farklı bir gerçek karşımıza çıkıyor. İnsan beynini sağ ve sol olmak üzere iki yarı küreye ayıralım. Basite indirgeyecek olursam, bildiğiniz üzere beyinde çıkıntılar vardır ve bu çıkıntıların belirli görevleri vardır. Eller için bir bölge, başka bir uzuv için başka bir bölge. İşte biz bu bölgelerin kapladığı yerlerin büyüklükleriyle orantılı şekilde bir insan figürü çizersek ortaya Paracelsus’un anlattığı insan figürü ortaya çıkar. Yani diyelim ki sol yarım kürede elin hareketi için ayrılan bölge 10cm ise biz de kâğıt üzerinde 10cm uzunluğunda bir el çizelim. İşte böyle böyle her uzvu kâğıda dökersek ortaya homonculus figürü çıkar. Anlattığım şeylerin zihninizde canlanması açısından aşağıya ilgili bir fotoğraf bırakıyorum.

 

2021 Homunculus Film Yorumu

 

Homonculus’un ne olduğuna dair soruları bir nebze geride bırakmış olarak filmimize dönelim. Baştan söyleyelim çok etkileyici psikolojik, gerilim filmiydi. İnsan zihniyle yakından ilgilenenler için doyurucu bir filmdi. İnsan zihninin ardındakiler homonculusla nasıl bir bağlantıya sahip gelin beraber inceleyelim.

 

Susumu Nokoshi isminde hafızasını kaybeden, duygusuz, evsiz biri var. Kendisine ve hayatına dair hiçbir hatırlamayan, kaybolmuş bir “homonculus.” Film, homonculus kavramını farklı bir açıdan irdelemiş. Şöyle ki filme göre bizim homonculuslarımız zihnimizin ardında sakladığımız travmalarımızın büründükleri figürler. Yani boyutsuz acılarımızın boyutlu bedenleri. Nokoshi hafızasını kaybetmiş şekilde nerden geldiğini bilmediği arabasında düşünürken camı Ito adında stajyer doktor çalıyor. Ito’ya kendini insan beyninin derinliklerini anlamaya adamış, dünyanın gerçekliğini reddeden, her şeyin ve herkesin beynin illüzyonlarından ibaret olduğunu kanıtlamaya çalışan bir hayalperest ya da korkak da diyebiliriz. Bu fikrini kanıtlamak için de Nokoshi’nin beynini deliyor ve beynin kan akışının bebeklik dönemindeki haline dönmesini sağlayarak beyinden yüzde yüz verim almayı planlıyor.

 

2021 Homunculus Film Yorumu

 

Beyni delindikten sonra altıncı hissiyatı kuvvetlenen Nokoshi, insanların travmalarının büründüğü bedenleri görebilir hale geliyor. Bir diğer deyişle homonculusları görebiliyor. İnsanların travmalarını görüyor ve onların da travmalarıyla yüzleşmelerini sağlıyor fakat bir sorun ortaya çıkıyor. Tedavi ettikleri homonculusları kendi vücudunda görmeye başlıyor. Yani iyileştirdikçe hastalanıyor. Fakat filmin başında Nokoshi’nin duygusuz bir insan olduğunu anlamıştık. Normal şartlarda Nokoshi’nin bunlardan etkilenmemesi gerekiyordu çünkü duygusuz bir insandı. Peki Nokoshi’yi duygusal bir insana dönüştüren neydi? Nokoshi, insanların travmalarında kendi geçmişinden izler buluyordu. Ito’nun deyimiyle insanları iyileştiriyordu fakat diğer yandan kendi travmaları gün ışığına çıkmaya başlıyordu. İnsanların acılarında kendinden izler buluyordu.

 

Aslına bakarsınız günlük hayatımızda bizler de öyleyiz. Başkalarını iyileştirirken aslında onların acıları ile kendimizi az çok demeden zehirlediğimizi biliriz. Belki de bu yüzden insanlık olarak yalnızlaşmayı tercih ettik. Başkalarının travmalarıyla kendimizi zehirlemektense anlamamayı, görmemeyi tercih ettik. Ito’nun da aslında ana amacı bu sorundan ortaya çıkmıştı. Çünkü o da bizim görmediklerimizdendi. Kendi babasının bile görmediği bir insandı. Ito’nun tek istediği onu görebilecek biri yaratmaktı. İçindeki sıkışmış balığa ulaşabilecek birini bulmaktı. Bu yüzden Nokoshi’ye sık sık benim homonculusum ne diye sorardı. Çünkü kendisinin bile göremediği benliğini görebilecek bir yaratık yaratmıştı.

 

Gerçek yüzleşme de gecikmedi ve Nokoshi zihninin ardında saklanmış olan homunculusunu keşfetti. Peki ya homonculuslar da bir illüzyondan ibaretse? Buradan sonrasına girmemeyi tercih ediyorum çünkü elime hâkim olamayıp spoi verebilirim. Sadece şunu diyebilirim ki Nokoshi’nin beyni homonculusundan kaçmak için sahte bir dünya kurabilecek kadar güçlü bir beyin ya da Nokoshi kendiyle yüzleşemeyecek kadar korkak biri.

 

Her ne olursa olsun bu yetenek Nokoshi’nin anlaması gereken bir durumu anlamasını sağladı:

“İkimizin de tek istediği görülmekti. Diğer kişiyi görmeye çalışmadık. Diğer kişiye bakacak olursan dünyaları yaratabilirsin.”

 

Hepimiz deve kuşları gibi kafalarımızı kuma gömmüş şekilde yaşıyoruz. Yan odamızda yatan kardeşimizin içinde neler yaşadığından haberimiz yok, bilmek de istemiyoruz. Çünkü bu daha rahat ve tasasız geliyor. İnsanları görmek istemiyoruz çünkü tek ilgilendiğimiz kendi acılarımız. Bize göre bu dünya sadece bize kaba davranıyor. Bu dünyanın yükünü sadece biz taşıyoruz. Kendimizi bu dünyaya öyle kaptırıyoruz ki insan kalbinin hassaslığını unutuyoruz ve insanları hiçler uğruna kırıyoruz. Ve bunu öyle sık yapıyoruz ki bu durum toplumca kabul edilir hale geliyor. Ben senin beni kırmandan, beni görmemenden şikayetçiyim ama aynısı ben de sana yapıyorum. Bencilleşiyoruz. Empati dediğimiz duygu bizden gün be gün uzaklaşıyor. Biz bunu da göremiyoruz.

 

 

Birbirimizi görmek için, anlamak için Nokoshi gibi alnımızın ortasına bir delik mi açmamız gerekiyor? Neden birbirimizi anlamayacak duruma geldik? Gerçekten yalnızlaşmak mı istiyoruz yoksa tek istediğimiz görülmek mi? Ben ne kadar acı verse de insanları anlamaya çalışıyorum. Bunu deniyorum çünkü insan hayatı o kadar değersiz değildir. Kenara atılacak, görmezden gelinecek tek bir yaşantı yoktur bu dünya üzerinde. Bu dünya üzerinde acı çekmemiş tek bir insan evladı var olmamıştır. Bizler eğer görülmek istiyorsak görmek zorundayız. Gözlerimiz körse yüreğimizle bakalım birbirimize. Nokoshi’nin de dediği gibi ancak insan yüreğini görebilirsek, anlayabilirsek dünyaları yaratabiliriz. Çünkü her birimiz birer dünyayız. Hüzünden, sevinçten inşa edilmiş dünyalar.

 

Homunculus sadece bir filmdi fakat içimizde, yanımızda, yemek masamızda nice Itolar var, görülmek isteyen. Birbirimizi anlamaya çalışalım, hiç kimsenin acısını hafife almayalım çünkü kimin neyle mücadele ettiğini görebilecek gözlerimiz yok fakat sol köşemizde gerçeğin mayasının saklı olduğu yüreğimiz var ve o yol gösterebilir bizlere. Yüreğiyle görebilenlerden olmamız dileğiyle. İyi gülmeler.

 

    • cansu diyor ki:

      kesinlikle öyle. Empatiden yoksun bir toplum yetişiyor. Yolun sonunda bir ışık var mı bilinmez ama umut etmeden de yaşanmaz bu dünyada. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. İleriki yazılarımdan haberdar olmak isterseniz içerik sayfasının en altında bulunan abone ol seçeneğinden olabilirsiniz. Güzel bir gün diliyorum 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir