2021 Incendies Film İncelemesi

2021 Incendies Film İncelemesi

Bugün 2010 Fransız ve Kanada ortak yapımı Incendies filmi incelemesi ile karşınızdayım. Filmi yaklaşık üç yıl önce izlemiştim. İlk izleyişimde bıraktığı etkiyi üç yıl geçmesine rağmen başka hiçbir film veremedi olacak ki filmi tekrar izleme ihtiyacı duydum. Film aslında bir filmin taşıyabileceği yükten fazlasını taşımayı başarıyor. Biz de sizinle bu yüke dair konuşacağız. Bir annenin, bir fahişenin, yetmiş iki sayısının yükünün hangi yüklere bedel olduğundan konuşacağız. Bir artı bir neden her zaman iki etmez, bunu konuşacağız.

Savaşları başlatanlar yukarıda, lüks salonlarında beyaz çaylarını yudumlayanlardır. Savaşta ölen ise küçük bir çocuğun tecavüz edilmiş masumiyetidir. Toprak, güç, kudret, bitmek bilmeyen istekler tüm insanlığın katilidir fakat arzularının kölesi olmak insanların bir katile nasıl dönüştüğünün hikâyesidir. Bir gün çürüyecek bedenler, bir gün yıkılacak tüm binalar, bir gün tükenecek tükenmez dediğimiz her arzu fakat o gün gelene kadar bu dünyada ne masumiyetten iz kalacak ne de insanlıktan.

Savaşların en büyük mağdurları çocuklardır. Çünkü onları doğuran savaş onların ölümü olacaktır. Ve doğuda bir ayakkabı daha çocuksuz kalacaktır. Ve doğuda bir sokak daha çocuk seslerinden mahrum kalacaktır. O çocuklar ne ninni bilecekler ne tebessüm. Onların karnını doyuran gözyaşları olacaktır. Onların ninnileri şehit olurken duydukları ağıtlar olacaktır. Ve o çocukların oynayamadığı her oyun, yiyemedikleri her yemek, gülümseyemedikleri her an bizlerin ayaklarına takılacak. Çünkü bizler savaşın çocukları ile savaşın köleleri arasında sıkışan körleriz.

Incendies’teki savaşın yuttuğu çocuk Abu Tarık’ın öfkesi ve korkusu aynı şeyeydi. Onun nefreti de savaştı, korkusu da. Çünkü onu annesinden ayıran savaş, onu annesiyle birleştiren olacaktı. İşte budur savaşın çocuklarının kaderi. Onların tüm duygularının, amaçlarının, sebeplerinin kaynağı savaştır. Çünkü onların anneleri savaştır, tıpkı cellatları olduğu gibi.

Bir anne sırf sülalesinin adını “kirlettiği” için bebeğini yetimhaneye bırakıp kaçmak zorunda kalıyor. Bir anne, oğlunun çocuklarını doğuruyor. Ortadoğu’nun size biçtiği kader budur. Siz kaçarken bir bakmışsınız yakalanmışsınız. Üstelik kaçan sizken kovalayan da sizsiniz. Çünkü eğer Ortadoğu’da bir kadınsan namus senin ikinci adın olur. Sen ölürsün de kirli namusun konuşulmaya devam eder. En baştan en sona herkesin dilinde senin namusun olur. Çünkü eğer Ortadoğu’da bir kadınsan öldüğünde bile ölmüyorsun. Seni doğuran kadından tut hayatın boyunca yüzünü görmediğin adam bile seni her gün, her saniye dilleriyle öldürür. Çünkü orada namusun senin kimliğindir. İşte Ortadoğu’daki bir kadının kaderi budur.

 

Dünya düzeninin adalet anlayışını çok sonra anladım. Terazinin bir kefesi gökteyken diğer kefesi dipte olacak ki diptekiler gökyüzünü görme şansına sahip olmasın. Çünkü herkes biliyor ki bir insan bir kez gökyüzünü gördü mü ondan özgürü yoktur artık. Bize anlatılan çoğu hikâyenin uydurma olması bundandır. Kafalarımız hep yerde olsun ki bakamayalım gökyüzüne. O kadar meşgul olalım ki göremeyelim gerçeği. Fakat bu gerçek, Incendies’in işlediği gerçek, yerin on bin kat altında olsan da göreceğin bir gerçek: Birileri her gün, her saniye, bir yerlerde çocukları öldürüyor. Her gün sayamayacağın kadar anne kundaktaki bebeğine ninni söyleyemeden ölüyor. Bu dünyanın gerçeği budur. Binlerce binayı ayakta tutan, ülkelerin ekonomisini ayakta tutan bu gerçektir.

Yeni Dünya böyle kuruldu: bir annenin feryadı ve bir bebeğin ağıtıyla. Ve bu dünyayı yıkacak olan da bu gerçektir. Çünkü savaş bizim de annemiz, tıpkı celladımız olduğu gibi.

Savaş, hepimizin boynunu büken yüktür. Bu dünya da savaş üzerine kurulmuştur. Ve bu dünya yıkılmadıkça çocukların ölmediği, annelerin çocuksuz kalmadığı, çocuksuz ayakkabıların, sokakların olmadığı günler hayalden öteye geçemeyecek. Bir gün ise hepimizin mezarı bir çocuğun mahzun gözleri olacak.

Incendies filminin taşıdığı yük buydu. Her gün tekrar tekrar hatırlamamız gereken gerçek bu filmin yüküydü. Incendies’i üç yıl sonra çok değişmiş bir Cansu olarak izleyince hissettiğim duygular daha yoğun oldu. İlk izlediğimde gözlerimden akan gözyaşlarım şimdi ise kalbimde akmaya başladı. Herkesin etkileneceğini düşündüğüm bir hikâye. İyi izlemeler.

Incendies Replikleri

I.

JEANNE: İyi misin?
SIMON: Bir artı bir iki eder.
JEANNE: Ne?
SIMON: Bir artı bir iki eder. Bir etmez.
JEANNE: Ateşin var senin.
SIMON: Jeanne? Bir artı bir hiç bir eder mi?

II.

“Ölüm asla hikayenin sonu değildir, her zaman bir iz kalır.”

III.

“Ama fikirler, ancak onları savunan birileri varsa hayatta kalır.”

IV.

Hikâyeniz nerede başlıyor ?
Doğumunuzda mı? Öyle olsaydı korku dolu olurdu.
Babanızın doğumunda mı ? Öyle olsaydı aşk dolu olurdu.
Bence hikâyeniz öfkeyi unutmak üzere verilmiş bir sözle başlıyor.

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir