2021 Lion Film İncelemesi

2021 Lion Film İncelemesi

Lion film incelemesi ile karşınızdayım. Gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanan film, bize dünyaya dair birçok acımasız gerçeği hatırlatıyor. Gelin bu gerçeklerin ne olduğuna beraber bakalım.

Saroo, küçük bir çocuk. Ailesine para kazanmalarında yardım ediyor. Bir gün abisini tren garında beklerken gardaki sessizlik onu korkutuyor ve tren vagonuna saklanıyor. Bu vagon, onun yirmi beş yıllık kayboluş hikâyesinin başlangıç noktası oluyor. Sonrasında birçok zorlu yoldan geçiyor ve kendini yabancı bir evde evlatlık olarak buluyor. Her ne kadar Saroo annesi Sue’ya “beni evlatlık alırken geçmişimi de evlatlık aldınız.” dese de çocuk yaşta yaşadığı travmalar bünyesine ağır geliyor ve bir süreliğine de olsa geçmişini unutuyor.

2021 Lion Film İncelemesi

Film beni çok etkiledi. Saroo’nun küçücük bir çocukken tanıştığı kaybolmuşluk, bilinmezlik ve yalnızlık hissiyatı bir çocuk yüreğinin taşıyabileceği türden değil. Ve bu hikâyenin gerçekten yaşanmış olduğunu düşününce insan gerçekten boğulmuş hissediyor.

Film boyunca, aslında bu anlatılanların gerçek olduğunu ve Saroo gibi binlerce çocuğun hayat denen ambargonun acımasız gerçeklerini küçücükken sırtlanmaya başladıklarını düşündüm. Keşke bu film sadece bir kurgu olsaydı da ben şu an bu yazıyı yazarken “İyi ki öyle bir dünyada yaşamıyorum.” diyebilseydim. Ama bunu yazan ben ve okuyan sen, hepimiz biliyoruz ki yılda 80.000’den de fazla çocuk kayboluyor.

Kaybolan sadece çocuklar olmuyor, onlarla birlikte biz de eksiliyoruz. Onların gözyaşları, iğne atsan yere düşmeyecek kalabalıkta anne diye haykırışları, hepimizin merhametinden eksiltiyor. Hepimiz o çocuklarla beraber kayboluyoruz. İnsanlığımız o çocukların gözyaşlarında boğuluyor.

Dünyada herkesin farkında olduğu bir çocuk kaçakçılığı silsilesi var. Yılda milyonlarca çocuk kayboluyor, alınıyor, satılıyor. Dünyanın bir yerinde çocuklar ayrıcalıklı hayatlarının keyfini sürerken diğer tarafta çocuklar çocukluklarını kaybediyorlar. Terazi böyle mi dengeleniyor? Bu denge değil efendim. Bu hırsızlık.

Benim gülümsemem o çocuktan çalıntı. Senin mutluluğun o çocuktan çalıntı. Her şeyimiz çalıntı. Oturduğumuz evlerimiz, yediklerimiz, içtiklerimiz, yataklarımız, kalplerimiz ve ruhlarımız… Her şeyimiz çalıntı. O çocukların çocukluklarını çaldık. Hepimiz. Çünkü bir yerde bir kötülük varsa o kötülüğün kaynağı hepimiziz.

Bu yazıyı yazarken bile sahip olduğum konfor beni o kadar rahatsız ediyor ki. Kendimden o kadar iğreniyorum ki. Şu an ben bu satırları size sunarken bir çocuk açlıktan çöpleri karıştırıyor ve sahip olduğum hayata beslediğim nankörlük midemi bulandırıyor.

Nefret ettiğim bir diğer nokta ise şükür. O çocuklara bakıp şükretmek. Ne için şükretmek? O durumda olmadığım için mi, çöp karıştırmadığım için mi ya da annem günlerce taş taşımadığı için mi? Efendim biz 21. Yüzyılda yaşıyoruz. Taş taşımak ne demek?

Biri beş yıldızlı otelinin lüks odasında şarabını keyifle yudumlayabilsin diye dünyanın öbür ucunda bir anne taş taşıyor. Bu mu denge? Böyle bir durumda olmadığım için mi şükredeceğim? Tamam da bu durumun sebebi benim. O çocuğun çöp karıştırmasının, taze ekmekten mahrum olmasının sebebi benim. Sebep olduğum bu iğrençliğe dair sahip olduğum vicdan azabını yatıştırmak için mi şükredeceğim?

Yazımı bitirmeden size biraz Avrupa’yı anlatmak istiyorum. Yıllar önce Hindistan’a ve birçok ülkeye koloniler kuran ve soykırım yapan Avrupa’dan bahsetmek istiyorum. Koloniler adı altında yapılan sessiz soykırımdan bahsetmek istiyorum. Aç bir köpek gibi bir oraya bir buraya saldıran leş Avrupa’dan bahsetmek istiyorum. Onlarca çocuğun geleceğini çalarken çocuk haklarını düşünmeyen ama yıllar sonra insanlarla dalga geçer gibi çocuk haklarını savunan örgütler kuran Avrupa’dan bahsetmek istiyorum.

2021 Lion Film İncelemesi

Yıllar önce onlardan çaldıkları geleceği, onların malını, onlara satan bir Avrupa düşünün. Gözleri doyumsuzluktan kör olmuş, ağzından salyaları eksik olmayan insan ve hayvan dışı Avrupalılar. Bu oyunu onlar başlattılar ve yavaş yavaş bizi de bu oyuna ortak ettiler. Adına Birleşmiş Milletler dediler ya da Avrupa Birliği. Sonra UNESCO dediler oynadıkları oyuna. Katil oldukları sahnede masum rolünü öyle güzel yutturdular ki biz körlere. İşte şimdi bunların farkında olan ben, sadece yazabiliyorum. Hatta bazen yazmaktan aciz oluyorum. Çünkü bir çocuğun gözyaşlarında boğuluyorum. Ve hepimiz bir gün o bir damla gözyaşında, o sessiz çığlıklarda, o derin gözlerde ve nasırlı ellerde boğulacağız.

O çocuklar bir gün onlardan çaldığımız mutluluğu almaya geri gelecek. Ve ne yapacaklar biliyor musunuz? Hiçbir şey. Biz o hiçliğe hapsolacağız. Onlardan çaldığımız tebessümlerini ve mutluluklarını alıp gidecekler. Ne kızacaklar ne sövecekler ne de dövecekler. Çünkü bizi ona bile layık görmeyecekler. Çünkü bizim için en büyük cezanın vicdanlarımız olduğunu bilecekler. Onlar kazanacak. Çünkü onlar bizim sahip olmadığımız kalbe sahipler. Çünkü onlar, önemli olanın insan kalmak olduğunu bilecekler. Ve biz kaybedeceğiz, belki de çoktan kaybettik.

Bu yazı, Lion film incelemesi mi oldu yoksa bir muhasebe mi oldu bilinmez. Tek umduğum benim şu an hissediyor olduğum vicdan azabını bir nebze olsun anlamış olmanız. İyi günler.

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir