2021 Maksim Gorki Çocukluğum Kitap Yorumu

2021 Maksim Gorki – Çocukluğum Kitap Yorumu

Bugün Maksim Gorki’nin çocukluğuna gidiyoruz. Zaman treninde yerlerinizi alın. Başlıyoruuuuz, çuuuf çuuuf.

Öncelikle Maksim Gorki’nin, Gorki soyadını kendi isteğiyle sonradan aldığının altını çizmek istiyorum. Gorki’nin anlamı ne derseniz: ACI. Gorki’nin hayatını tek kelimeyle açıklama ihtiyacı duyarsanız sadece Gorki diyebilirsiniz. Ama böyle düz, duygusuz bir şekilde değil. O “acı” kelimesindeki acıyı hissederek, hakkını vererek anmalısınız sayın Gorki’yi. O acıyı hissetmek, anlamak adına da yazarın otobiyografik üçlüsünden ilki olan “Çocukluğum” kitabınızı okumanız gerekiyor. Gelin beraber bakalım kimmiş bu çocuk Gorki.

Beş yaşında babasını kaybediyor Maksim. Kitapta Maksim’i canlandıran karakterin ismi Aleksey fakat yazarı anmak adına ben Maksim diyeceğim. İşte hayatının en büyük acısıyla daha beş yaşında karşılaşıyor Maksim. Ama acısını yaşama gibi bir lüksü olmuyor. Çünkü çocuk. Çünkü anlamaz. Çünkü, çünkü, çünkü… Bu çünküler sinirimi bozuyor baylar. Çünkü anlamaz, duymaz, bilmez dediğiniz çocuk en az sizin kadar bilincinde oluyor her şeyin. Ama işte çocukluğun vermiş olduğu masumiyetin altına saklanıyor korkusundan, ne yapacağını bilmezliğinden. Siz de aptal diyorsunuz. Bundan şikayetçiyim baylar. Çocukların aptal yerine konulmasından rahatsızım. Yetişkinlerin hiç çocuk olmamış gibi davranmalarından rahatsızım.

Maksim de hiç kuşkusuz bu durumdan rahatsız. Kalın kafalı dedesi, çocukları yetiştirmenin tek yolunun onları kırbaçlamak olduğunu düşünen bir ahmak. Büyükannesi ise gücü yettiğince kocasına sadık kalmaya çalışan, bir yandan da dedesinin kırbaçlarından torunu korumaya çalışan bir zavallı. Büyükannesi ayrıca sadık bir dindar. Öyle ki geceleri Maksim’e dini şarkılar, efsaneler anlatıyor. Maksim’in dinle tanışması da işte böyle oluyor. Ama Tanrıyı anlamlandırmak yaşam boyu onun için zor bir uğraş olacak gibi duruyor çünkü büyükannesinin Tanrısı, iyilik sever, kullarını gözeten bir Tanrıyken; dedesinin Tanrısı kötü, kullarına merhamet etmeyen, onları ölümle cezalandıran bir canavar gibi görünüyor. Bu zıtlıklar Maksim’e olaylara ne yönden bakması gerektiğine dair dersler de veriyor dolaylı yoldan. Maksim’e katılıyorum. Her olayın iki yönü vardır. İyi ve kötü. Hayatınız olaylara ne yönden baktığınızla ilgilidir. Maksim bu gerçeğin ne zaman farkına vardı bilemem ama çocukluğu hep bir karmaşayla geçmiş.

Bir çocuğun çocukluğunu çalan hırsızlar, cezalandırılmaya mahkûmdurlar. Aile de bundan dolayı cezalandırılıyor gibi geliyor bana. Tabii ortada bir aile varsa. Neden mi böyle söylüyorum? Anlatayım. Anne, baba öldükten sonra çocuğunu baba evine bırakıp kaçıyor. Keyfe bakar mısınız? Bir çocuk, bir hayattır ve hayata ihanet edenler korkunç şekillerde cezalandırılırlar.

Maksim acı içinde büyüyor. Hayat ona gerçek yüzünü çok erken gösteriyor ve bu gerçek Maksim’in peşini bırakmıyor. “Hayat senin yüzünü bir kere güldürürse, bin kere de pişman eder seni yaşadığına.” Hepimiz için geçerli aslında bu lanet kanun. Üstelik kimin böyle olmasına karar verdiği de açık değil. Ama Maksim yine de hayatı yaşanabilir kılan güzelliğin de farkına varıyor çocukluk yıllarında.

“Hayatımız ancak şununla ilginçtir: içinde hayvansal birçok katman varsa da, bu katmanlar arasında gene de aydınlık, sağlıklı, yaratıcı bir şeyler; geleceğin iyi, yaşamımızın aydınlık, sarsılmaz olacağı umutlarını yeşerten insancıl bir şeyler yetişmektedir.”

Yazar her ne kadar kendi hayatını da anlatsa, okuyucu satırların arasında 20. Yüzyıl Rus insanını, aile yapısını, kadının ve çocuğun toplumdaki yerini ve dahasını görebiliyor. Hiçbir şeyin değişmemiş olmasına da Maksim’le beraber üzülüyor.

“Vahşi Rus yaşamının o kurşuni iğrençliklerini hatırladıkça bazen soruyorum kendime: ‘Günümüzde bunlardan söz etmeye değer mi acaba?’ Ve aynı anda daha da güçlü bir inançla cevap veriyorum kendime: ‘Evet, değer! Çünkü yaşandı bunlar, hepsi aşağılık gerçeklerdir, günümüzde hâlâ da varlar. Belleğimizden, insanların ruhundan, ağır ve yüzkarası yaşamımızdan silinip atılması için de sonuna kadar bilinmesi gereken gerçekler…”

Sayfalarda önce Rus insanına sonra ise tüm dünya insanlarına bir eleştirinin mevcut olduğu yadsınamaz bir gerçek. Maksim çocuk aklıyla bunu düşünebildiğini okuyucuya gösterek aslında çocukların da var olduğunu, düşünebildiğini açık bir örnekle anlatmak istiyor. Örnek ise kendi hayatı. İnsanların acımasızlığını ve çocukların -bir diğer adıyla yaşamın- ne kadar değerli olduğunu nesillere duyurma ülküsüyle, kendi hayatını kamuoyuna sunmaktan çekinmiyor. Bize de Maksim için üzülmek ve belki de çocukları biraz daha anlayabilmeyi ummak kalıyor. Aklımda yer edinen bir alıntıyla kapatmak istiyorum yolculuğu.

“Hepimiz öleceğiz, kuşlar bile ölüyor.”

Hepinize iyi gülmeler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir