2021 Patates Yiyenler Eser İncelemesi

2021 Patates Yiyenler Eser İncelemesi

Patates Yiyenler

Patates Yiyenler eser incelemesi ile karşınızdayım. Van Gogh’un beynini ve kalbini, eserleri aracılığı ile görebilmek benim için kolay değil fakat bir sanatçıyı az da olsa anlayabilme fikri hiç de nahoş gelmiyor.

Van Gogh, bana göre bu dünyaya gelmiş en yalnız insandı ve bu yalnızlık onu zamanın ötesine taşıdı. Fakat aynı yalnızlık onu kulağından etti. Yalnız olmak biz insanlara çekici gelir. Havalı buluruz yalnız insanları çünkü bize göre yalnız kalabilen insanın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Ne aileye ne arkadaşlara ne sevgiye ne de başka insani özelliklere. Bir yere kadar yalnızların kendisi de bunu havalı bulur. Ama yolun sonunda herkes hikâyesini izleyecek seyircilere ihtiyaç duyar. Bu insan olmanın gerekliliğidir. Van Gogh da bu seyircilerle konuşmak yerine onları çizdi. Onun bizden farkı buydu; onu sanatçı yapan gizli kara kutu.

Bugün ise yalnız da olsa kendisini insanlığa karşı sorumlu hisseden bir Van Gogh görüyoruz. Yüzyıllardır hor görülen sınıfın sesi olmak isteyen bir Van Gogh.  Resimde, bir masada oturan beş çiftçi görüyoruz. Kendi elleriyle hasadını yaptıkları patatesleri yiyorlar. Yüzlerindeki yorgunluk bizi etkileyen ilk ayrıntı oluyor. Tüm o kırışıklıklar, bitkin bakışlar kapitalizme yapılacak darbenin ilk adımlarını temsil ediyor.

2021 Patates Yiyenler Eser İncelemesi

Eserin sanırım en etkileyici noktası doğrudan bize bakan kadın. Ağlayamayacak kadar yorgun, sitem edemeyecek kadar kırgın bir kalbi yansıtıyor gözleri. Ve o gözler, bizi tabloya hapseden ilk şey oluyor. O, dünyada kırılmış tüm insanları temsil ediyor. Dikkatli bakarsanız kadının gözlerindeki sitemi fark edebilirsiniz: “Gerçekten fark etmediniz mi bizi?” “Nasırlı ellerimizle çocuklarımızın başlarını okşayıp onlara titrek seslerimizle ninni söyleyen bizleri duymadınız mı?”

Alın size bir ceza. Zamanı ele geçiren ressam Vincent Willem Van Gogh, tüm insanlığı tek bir kareyle cezalandırıyor. Görmediğimiz, duymadığımız onca mazlumun kırgınlıklarını bir tuvale sığdırıyor ve bizlerin vicdanlarını o tuvale hapsediyor.

O masada oturanlar da bizim gibi insanlardı. Yaşadılar, sevdiler, üzüldüler ve öldüler. Ve en az bizim kadar hatta bizden daha çok hak ettiler bir gün de olsa tasasız bir şekilde gökyüzünü izlemeyi.  Biz onların yaşama haklarını elinden aldık. Devletlerden önce biz aldık onların haklarını çünkü devletleri yaratanlar da bizleriz. Biz ölü tanrılarız.

Eğer nesli alt sınıftan gelen biriyseniz, kaderiniz yüzyıllar önce belirlenmiş oluyor. Ve o kadere karşı koymak, masallarda anlatıldığı gibi kolay olmuyor. Çünkü masallar çocukları uyutmak içindir. Aile bireylerinin babaları ya da dedeleri olduğunu düşündüğüm birinin fotoğrafı asılı duvarda. Büyük ihtimalle ailenin tek dayanağı o fotoğraf.

Aman geleneklerimiz bozulmasın, hepimizin içten içe nefret ettiği gelenekler. Gitmek isterler ama gitmek için ellerinden tutan olması lazım, aynı şekilde devam etmek için de elinden tutan olması lazım. Devlet seni bir tarlada unutmuşken, alnındaki terin, sofralardaki sessizliğin olmuşken yani halk seni duymazken nereye gidebilirsin ki? Kalman ya da gitmen bir şey değiştirir mi?

O kadar nankörüz ki bu nankörlük canımı sıkıyor baylar. Onca insan sabahtan akşama kadar bir hayvanın yapmayacağı işi ekmek alınmayacak paraya yapıyor ve biz buna göz yumuyoruz. Ve biz buna “çiftçilik” diyoruz. Bir işin meslek olması için o mesleğin belirli haklar taşıması gerekir. Biz bırakın hak vermeyi, olan haklarını da ellerinden alıyoruz onların. Sonra da vicdanımızı rahatlatmak için Çiftçiler günü diye bir gün uyduruyoruz ama ne komiktir ki bugünden çoğu çiftçinin haberi bile yoktur. Şimdi sorarım, bu samimi bir kutlama mı yoksa vicdan rahatlatma seansı mı?

Van Gogh bu eserle belki de kendi sesini bulmak istemiştir. Belki de bu eserde en çok kendini yargılamıştır. En çok kendine kızmıştır. Belki de o gözler Van Gogh’undur. Her ne olursa olsun, kendi nezdinde tüm insanlığı bir yargı masasına taşıyor. Fakat bu sefer kelepçeli olan eller değil kalpler. Bizim kalplerimiz. Vicdandan yoksun, susturulmuş kalpler. Çünkü bir yerde, bir insan zamanın içinde kaybolmuşsa, sesi kısılmışsa, gözyaşı dökemeyecek duruma geldiyse sen de suçlusun ben de suçluyum Van Gogh da suçlu.

İşte Van Gogh’u bizden ayıran bir özellik daha. Van Gogh en azından kendini yargılamak için adım attı. Bu adım, tarihe yazıldı. Biz ise o adımı yorumlayıp, birkaç saat üzülüp belki yönetime ve sisteme sitem edip, tarladan sofralara yeni gelmiş patateslerimizi yemeye devam ettik. Çünkü biz o tablodaki patates yiyenleriz.

Tablodaki loş ışığa dair birkaç kelam edip yazımı sonlandıracağım. Birçok yönden değerlendirdiğim bir ayrıntı oldu çünkü tam masanın tepesindeki lamba sadece odayı aydınlatma görevi görmüyor. O masadaki insanların kederlerini, hüzünlerini, kaygılarını da görmemizi sağlıyor. Her gün katlanarak artan bir acının mahkûmu olan ruhlarını apaçık bir şekilde gözlerimizin önüne seriyor.

Diğer yandan da bir yargıç hissiyatı veriyor. Onları yöneten, boyunlarını büken bir yargıç. O yargıçlar da biziz. Çünkü hadsiz olan bizler, onların yaşama hakkını ellerinden aldığımız gibi gözyaşlarını da ellerinden alıyoruz. “Hadi bakalım, tüm gün çalıştınız. İşte ödülünüz birkaç tane haşlanmış patates. Hayır, hayır minnettar olmanıza gerek yok, asıl minnet hisseden bizleriz.” Sırf sesleri çıkmasın diye önlerine attığımız birkaç parça kemik. Aşağılık insanoğlu, hayat denen komedinin en büyük trajedisi.

Van Gogh, bu eserinde çalışırken çiftçileri bir araç olarak kullandı. Bu beş insan, tüm insanlığın temsiliydi. O insanlığın içinde bizler de vardık. Çünkü özgür olduğunu sanan bizler asıl mahkûmlardık. Ve kısık sesleri duymadığımız her gün kalbimiz daha da kararacak. Öyle bir gün gelecek ki insanların ruhunu bize gösteren şu loş lamba bile kalplerimizi aydınlatamayacak.

Eğer kendi vicdan muhakememizi yapamıyorsak en azından Van Gogh’un insanlık uğruna yaptığı öz muhakemeye bakalım. Yani Patates Yiyenlere. İnsanlığımıza dair kaybettiğimiz anahtar oradadır. Ve duruşma sonunda gözlerde göreceğimiz tek şey kendi yansımamız olacaktır. Çünkü patates yiyenler de biziz, patatesi ezenler de. Biz ölü tanrılarız. İyi gülmeler.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir