2021 Vincent Van Gogh Tutuklular Çemberi

2021 Vincent Van Gogh Tutuklular Çemberi

Bugün Vincent Van Gogh’un Tutuklular Çemberi isimli eserinin incelemesi ile karşınızdayım. Öncelikle Van Gogh eser incelemesi sevdiğim bir seri olacak. Umarım siz de seversiniz.

Tutuklular Çemberi bize Van Gogh ile ilgili birçok sırrı fısıldar. Gelin o fısıltıları beraber dinleyelim.

Vincent Willem Van Gogh, herkesin gördüğü, bildiği ama anlamadığı dâhi. Biz insanlar genellikle dış dünyaya entelektüel görünümü vermeye bayılırız. Bana kalırsa Vincent Van Gogh da insanların bu amaçlarına kurban gitmiş bir insan. Evet, ressam kişiliği o kadar çok gündemde ki çoğu zaman onun bir insan olduğunu unutuyoruz. Oysa o birçoğumuzdan daha çok insan, gerçekten bir şeylerin farkına varabilmiş, dünyayı anlayabilmiş bir insan.

Peki kendini anlatabildi mi?

“Sözcüklere gerek kalmadan beni anlayacaklarını sandım.”

Bugün bu yazıyı onu biraz da olsa tanıyabilmemiz için yazıyorum. Onun hayatı, zihni, fikirleri ve dahası üç beş kelimeye dökülecek cinsten değil, bunu biliyorum fakat başka bir yol da gelmiyor aklıma. Sözcükler olmadan anlaşılmayı bekleyen Vincent’i kelimelere dökmenin acizliğinin altında kıvranacak olsam da onu bir nebze huzura erdirmek için “Sözcüklerin hiçbir şey ifade etmediğini düşünen birçok kişi, özellikle birçok yoldaşımız var. Tam tersine bir şeyi söylemek, en az resmetmek kadar zor ve ilginç değil mi?” cümlesine sığınarak onu yazıyorum.

Çoğunluğun aksine farklı bir yoldan tanıyacağız Vincent Van Gogh’u. O nasıl anlaşılmak istiyorsa öyle anlamaya çalışacağız: Eserleriyle. 37 yıllık ömrünün sadece 10 yılında resim sanatıyla ilgilenmiş olsa da 10 yıla 2000’den fazla eser sığdırdığını söylememe gerek yok sanırım. Ben ise o eserlerden belki en trajik ve hayat dolu eserini inceleyeceğim: Tutuklular Çemberi.

2021 Vincent Van Gogh Tutuklular Çemberi

Bir hapishane avlusu. Duvarlar gökyüzüne uzanıyor. Avlunun ortasında başları eğik, elleri ceplerinde ya da arkalarında bağlı, düşünceli bir şekilde çember çizerek yürüyen tutuklular. Çemberde otuz yedi tutuklu belirli bir devinim içerisinde yürüyor. Tesadüfün böylesi ki Vincent de otuz yedi yaşında intihar ediyor. (İntihar mı cinayet mi olduğu kesin olmamakla beraber çoğunluk tarafından intihar olarak kabul ediliyor.) Bu durumda o çemberi bir hayat döngüsü olarak kabul edebiliriz. Vincent Willem Van Gogh’un anlaşılmayı bekleyen hayat döngüsü.

Öncelikle duvarlara dikkatinizi çekmek istiyorum. Sonu görünmeyen ama gökyüzüne uzandığını bildiğimiz duvarlar. Bana kalırsa bu duvarlar Vincent’in mücadelesini temsil ediyor. Dünyayı anlamaya çalıştığı her an için atılmış çentikler bütünü. Bu çentikler birikiyor, birikiyor ve Vincent’in hapishanesi hâline geliyor. Aslında burada kendi hayatlarımıza dönüp bakma fırsatı yakalıyoruz. Dünyayı anlamak için, yaşamak için verdiğimiz savaş, sonunda bizi küçük bir alana hapsediyor çünkü dünyayı anlamanın kendini anlamaktan geçtiği gerçeğini unutuyoruz. Dünyayı anlayayım derken kendimizi unutuyoruz ve ruhumuzu kendi ellerimizle dört duvar arasına hapsediyoruz. Van Gogh burada bu gerçeğin peşinde miydi bunu asla bilemeyeceğiz ama umuyoruz ki onu anlamak uğruna başlattığımız bu yolculukta attığımız adımlar doğru yöndedir.

Gelelim tutuklular çemberinin altında yatanlara. Otuz yedi insan. Otuz yedi hayat. Vincent’in hayatını anlatmak için seçtiği bu hayret edilesi yol aynı zamanda onun zihninin altında yatanlara da çıplak bir gözle bakma fırsatı veriyor bize. Neden her yılını bir insan ömrüyle özdeşleştirdi? Bunun için önce insanın ne olduğunu anlamamız gerekiyor. İnsan dediğimiz varlık anlamak için yaşar. Kendini anlar, hayatı anlar, ailesini anlar. Ömrünün her mevsiminde belirli şeyleri anlar. Zamanı geldiğinde ölümü anlar. Vincent de her yaşında bir gerçeği anlamıştır. Sevmeyi anlamıştır, öfkeyi anlamıştır. Hatta yıldızları anlamıştır ki bu en mühim olanıdır. Şüphe yok ki Vincent her yılına bir insan ömrü sığdırmıştır. Kalkamayacağı bir yükün altına girmiş ve sonunda da aklını yitirmiştir.

Her anlamanın bir bedeli de vardır. Anladıkça çökersiniz, boynunuzu bükersiniz. Anladıkça düşünürsünüz, düşündükçe yürürsünüz ve bir bakmışsınız siz de o çemberin bir parçasısınız. Hepimiz Vincent’in yarattığı çemberin birer parçası olarak yaşıyoruz. Bir şeylerin anlamanın peşinde tüketiyoruz hayatı. Dönüyoruz, dönüyoruz. Başımız dönüyor ama durmuyoruz. Çemberde dönerken yaptığımız ise kendimizden kaçmak ve kendimizi kovalamak oluyor.

 Hayat bir çember ise bu çemberin sonu nerede?

Sonlar, bizim anlamlandırdığımızdan daha farklı olabiliyor. Mesela son bir hiçe dönüşebiliyor. Son kendi varlığını çürütebiliyor. Bu eserde belirli bir son göremiyoruz. Sanki o döngü hep devam edecekmiş gibi geliyor. Fakat her şey gibi bu döngünün de bir sonu ya da bir çıkış noktası oluyor. Otuz yedi insanın içinde bize bakan sadece bir kişi var. O da Vincent olduğu düşünülen ortadaki insan figürü. Direkt olarak bize baktığını görüyoruz. Bir şeyleri fark ediyor, anlıyor. Anladığı şey sanırım bu sefer hayat oluyor.

Yani eserine bakan insanların temsil ettiği hayat. Hani otuz yedi insan aracılığı ile resmettiği hayat. Son belki de fark etmektir, anlamaktır. Bir şeyleri fark ettiğinde ölüyorsun. Bu biraz komik geliyor bana çükü insan anlamak için yaşar ama aynı zamanda yaşamak için de anlar. Ne yazık ki en mühim şeyi ölümle anlar: Yaşamak.

Merak ediyorum, acaba Vincent’in gözlerinin içine baktığınızda sizin de içinizde bir şeyler canlanıyor mu? Ben hayatı anlıyor gibi oluyorum çemberdeki ölüme bakınca. Vincent ölümü anlıyor. Ve biz de anlayalım diye resmediyor bu eseri. İnsan uğruna kendini feda ediyor Vincent. Ölümü intihar ya da cinayet olsun, her iki türlü bizim de elimiz kana bulanıyor. Çünkü biz anlayalım diye ölümü açığa kavuşturan insanı, ölümünden yıllar da geçse anlayamayan bizler öldürüyoruz biraz da.

Son olarak dışarıdan çemberi izleyenleri görüyoruz. Gardiyan diyebiliriz sanırım o küçük insan grubuna. Hayatın gardiyanları da bizizdir aslında. Anlayacağınız dönen de biziz izleyen de. İzleyen biziz, gören biziz, duyan biziz. Anlamayan da biziz. Biz o çember tarafından dışlananlarız. Bir gün, gardiyan olmaktan çıkıp o çemberin bir parçası olacak mıyız, bilinmez. Gardiyan mı olmak daha iyi yoksa durmadan yürümek mi, bilinmez. Ama her iki türlü de bir hapishanedeyiz. Duvar da biziz, mahkûm da.

Vincent bir hayattır, anlaşılmayı bekleyen. Onda hayata dair sırlar gizlidir, keşfedilmesi gereken. Çok azına nasip olacaktır onu anlamak. Üstelik anlamanın bedeli de ağır olacaktır. Ölecektir anlayan, hem de yaşarken. Bir gün, onu anlayanlardan olmak dileğiyle. İyi gülmeler.

 

Tutuklular Çemberinin yanı sıra Vincent Van Gogh’un hayatını anlatan birçok film var. Onu tanımak istiyorsanız filmler iyi bir başlangıç olacaktır. Ressamın farklı eserlerini de incelemeye devam  edeceğim.

“30 yıldır bu dünyanın üzerinde yürüyorum ve bir şükran ifadesi olarak bir anı bırakmak istiyorum”

Vincent Willem Van Gogh

  1. aynadaki yansıman diyor ki:

    Sizi yeni yeni takip etmeye başladım. En çok bu yazınız hoşuma gitti. Bir sanatçıyı anlamak için en güzel yol eserlerini tanımaya çalışmak değil mi 🙂 Ben resim sanatına uzağım biraz. Edebiyat ve müziğe daha ilgiliyim. Ama çok hoşuma gitti bu içerik.

    • cansu diyor ki:

      Beğenmenize çok sevindim. İleride bu tarz yazılarım da daha fazla olacak. Sadece biraz da tanınmaya ihtiyacım var :’) İyi hafta sonları dilerim

  2. İrem Can diyor ki:

    Çok güzel bir yazı olmuş. Açıkçası maalesef yazarlar, sanatçılar öldükten sonra değeri biliniyor. Yazını çok beğendim. Pazar günü gazetede yer alacak kesinlikle. Bu tür içeriklerinin devamı gelmesi dileğiyle…

  3. duygu emanet diyor ki:

    Çok güzel bir inceleme yazısı olmuş. Van Gogh’ un eserleri en beğendiklerim diyebilirim. Bu çalışması da anlamlı ve etkileyiciymiş. Benzer yazıların devamı gelmeli.

    • cansu diyor ki:

      Çok teşekkür ederim bu konuya dair daha çok yazacağımdan emin olabilirsiniz Eğer haberdar olmak isterseniz abone olabilirsiniz <3

  4. İlkay diyor ki:

    Çok güzel bir yazı olmuş. Van Gogh hayranlık duyduğum bir insan. Ressamlık yönü bir yana, insan olarak düşünce tarzı etkiliyor beni. Sizin ona dair yazdıklarınız, resmini çözümlemeniz de etkileyiciydi.

    • cansu diyor ki:

      Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Van Gogh benim de hayran olduğum bir insandır. Bu tarz içerikler gelmeye devam edecek, haberdar olmak isterseniz abone olabilirsiniz <3

  5. CZBN diyor ki:

    Merhaba Cansu, yine harika bir yazı hazırlamışsın. Bir ressamın dünyasına girmek, onu anlatmaya çalışmak takdir edilmesi bir gayret.

    Vincent’in dediği gibi, “önemli şeyler bir anda yapılamaz; ufak şeylerin bir araya getirilmesiyle oluşur.”

    Sen de bu blogu bu ufak şeyleri bir araya getirerek, harika bir kaynak olarak bize sunuyorsun.

    • cansu diyor ki:

      Merhaba, samimi yorumun için teşekkür ederim. Elimden geldiğince yazmaya çalışıyorum. Daha küçük bir blog ama inanıyorum ki ileride sizin gibi birçok sanatseverle paylaşabileceğim bir çatı olacak. Bu blog sizi günlük hayatın keşmekeşinden uzaklaştırabiliyorsa zaten benim için en büyük mutluluktur. Bu tarz içerikler gelmeye devam edecek inşallah haberdar olmak istersen abone olabilirsin. Tatlış tatlış mailler atıyorum 🙂 Görüşmek üzeree <3

  6. Pingback: Blogger Gazetesi 23’üncü sayısı çıktı. - CZBN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir