2021 Albaya Mektup Yok Kitap Yorumu

2021 Albaya Mektup Yok Kitap Yorumu

Selamlar. Karanlıkta oturuyorum ve yazacağım kitap yorumu için cümlelerimi toparlıyorum. Ben bu yazıyı akşam yazmaya başlıyorum ama siz yazımla gündüz vakti buluşacaksınız. Nasılsınız? Neler okuyorsunuz bugünlerde açıkçası merak ediyorum. Yorum kısmına hangi kitabı okuduğunuzu yazmayı unutmayın, belki bir sonraki yorum sizin önerdiğiniz kitaba ait olur 🙂 O zaman sağ ayakla girelim bakalım yorumumuza :

Umut gemisini sabırla bekleyen bir albay ve her cuma kulaklarda çınlayan o söz : ” Albaya mektup yok! “ Albay umudu kendisinden bir parça olarak görüyor. Öyle ki aç kaldığı zamanlarda ayakta durmasını sağlayan, içinde taşıdığı umut oluyor. Albay iyi yürekli, kimseyi üzmek istemeyen biri. Eşi, Albay’ın sahip olduğu sabrı şöyle dile getiriyor : “Bir mektubu on beş yıl bekleyebilmek için insanda bir öküzün sabrı olmalı, sende olduğu gibi.” Sabır gerçekten önemli erdemlerden birisidir. Tabii günümüz insanları sabır denilince gardlarını alır hemen. Sabır 21. yy insanının harcı değildir kanımca. Çünkü sabır demek, emek demektir, sevgi demektir, saygı ve en önemlisi de umut demektir. Sorarım size, hangimiz umutvâri tavırlarımızı ilk günkü gibi muhafaza edebiliyoruz.? Herkes kısık gözlerle ve donuk bakışlarla aynı yastığa baş koyduğu eşinin kuyusunu kazabilecek kadar korkunç bir sevgisizlik ve sabırsızlıkla hayatını devam ettirmeye çalışıyor.

Albay, düzeninin adaletsizliğini bizlere anlatmak isteyen bir zavallıdan başka bir şey değil aslında. Tek korkusu, yıllardır uğruna, canını kurtların önüne attığı vatanından, emeklerinin karşılığını alamamak ki yazarımız Gabriel bizi kitabın ismiyle bile acı sona hazırlıyor. Gerçi iş bu ya, kitap sonunda ne horozdan haber var ne mektuptan, Gabriel sanırım sonu başta saklamak istemiş. Bir bulmaca koymuş önümüze, alın çözün demek istemiş.

Bir diğer husus ise albayın yalnızlığı. O kadar yalnız ve sakin ki içindeki savaşı kimseye yansıtmıyor. Eşinin üstüne gelmeleri, şikâyetleri, Sabas’ın kalpsizliği kalbine bir taş gibi oturmasına rağmen sessizliğini korumaya, sakin kalmaya çalışıyor. Karısına, dostuna karşı büyük bir hayal kırıklığı yaşamasına rağmen bunu onlara hissettirmemeye, kalplerini kırmamaya çalışıyor. Ama tabii her şeyin bir limiti var; bardak taşıyor ve kitap, albayın “para gelmezse ne yiyeceğiz?” diye diye başının etini yiyen karısına “Elinin körünü!” demesiyle son buluyor. Aslında çok basit bir cümle gibi duruyor ama Gabriel kitapta diyor ki :

“Albayın bu ana ulaşması yetmiş beş yılını -dakika dakika, yaşamının yetmiş beş yılını- almıştı. Yanıtlarken yalın, açık ve yenilmez hissetti kendini :

‘ELİNİN KÖRÜNÜ!’ “

Varın siz düşünün Albayın sabır kotasını.

Horoz meselesine gelirsek; Horoz bir dövüş horozu. Gizli bilgi taşıdığı için öldürülen oğullarından bir hatıra. Albay onu satmak istemiyor çünkü dövüş zamanı gelince, horozun onların yüzünü güldüreceğini umut ediyor. Buyrun buradan yakın, yine bir umut vâkası. Beyler ve bayanlar size söylüyorum. Umut fakirin ekmeği, der herkes. Ama herkesin gözden kaçırdığı bir nokta var. O ekmek çoğu zaman boğazımızda kalır. Bunu umutsuz, karamsar biri olarak söylemiyorum, bakın Ekin Koray ne diyor: “İnsanın da kaderi böyle.” Bazen gerçekten de insanın kaderi böyledir. Tam güleceğim dersin, bu sefer ektiğim umut tohumları çiçek açacak dersin ama sonuç çoğu zaman aynı rezilliktir. Ondan diyorum, insan umut bağlamamalı her şeye. Umut ayarında oldu mu şifâdır ama Albay gibi dozu kaçırırsanız kendi zehir tohumlarınızı sularsınız geceleri döktüğünüz gözyaşlarınızla. Ama sözlerimi yanlış anlamanızı istemem. Umutsuz olun demiyorum, tüm güzel kapıları kapatın demiyorum. Sadece dünyanın düzeni de böyle. Vezir, şah değilseniz her zaman piyon görevi göreceksiniz. Her zaman el uzatacak, yardım edeceksiniz. Ama insanlar her zaman sizi kullanacak ve sözlerini tutmayacaklar. Bakın söylüyorum, iki iyi insanın, iki çıkarsız insanın karşılaştığı çok nadirdir. Yok denecek kadar azdır. Bundan dolayı insanlara umut bağlamayın. Yine sevin, yine çevrenizin neşesi olun ama insanların sözlerine umut bağlayıp hayatınızın bir sözle çalınmasına izin vermeyin.

Şeker Portakalı’nda şöyle bir alıntı var:

“Neden benim gibi yapmayı ögrenmiyorsun?”

“Sen ne yapıyorsun ki?”

“Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.”

Kimseden bir şey beklemeyin. Evet, yüzünüz gülsün, çiçek açsın bahçeleriniz ama o bahçeye herkesi almayın. İyi kalpli olun ama uyanık da olun. İyilik adı altında yapılan kötülükleri görün. Başka bir alıntı ile pekiştirmek istiyorum konuyu. Edward Scissorhands filminde geçer bu alıntı:

” Zor dünyanın zor dersi, sen de öğrensen iyi edersin. Kötülük pek çok maske giyebilir. Hiçbiri iyilik maskesi kadar tehlikeli değildir.”

Ekin Koray, ne yapalım dünyanın düzeni de böyle , der Öyle Bir Geçer Zaman Ki isimli şarkısında. Bu bir kabulleniştir. Çoğumuzun yaptığı aksine mücadelesiz bir kabulleniş değildir bu. Yıllarca verilmiş bir savaşın sonucudur bu söz. İnsan bu dünyanın düzenini değiştiremeyince karanlıkta kalır bir süre. Ama bir vakitten sonra kabullenmek gerekir. Madem değiştiremiyorum bu dünyayı, madem ben ne kadar iyi olursam olayım bu dünyada kötülük her zaman yaşayacak, o zaman ben de yaşamayı öğrenmeliyim, o zaman ben de kötülüğe inat iyi kalmaya devam etmeliyim, demeli. İnsan illa umut etmek istiyorsa böyle yeşertmelidir umut bahçelerini. Polyanacılık oynayarak değil; her şeyin ve herkesin farkında olarak, kötülüğün de en az iyilik kadar farkında olarak yaşamalı. Kötülüğe karşı iyi kalarak kendi devrimini yazmalı her sabah ve her akşam. Ancak böyle gerçekten iyi kalabilir ve umut etmeye hak kazanabilir. Öbür türlü, yolun sonunda bulduğu şey bir elinde boşa harcanmış bir hayat, bir elinde hayal kırıklıkları olur.

Sağlıkla kalın sevgili okurlarım, hepinize iyi gülmeler dilerim.

Yorum yapmayı, görüşlerinizi belirtmeyi unutmayın. ❤️

Kitaptan alıntılar:

I.

”Umut karın doyurmaz” dedi kadın.

”Karın doyurmaz ama insanı ayakta tutar,” diye yanıtladı albay.

II.

“Bugün kesinlikle gelmesi gerekiyordu,” dedi albay.

Posta şefi omuzlarını silkti.

“Kesinlikle gelen tek şey ölümdür albay.”

III.

“Sansür konulduğundan beri gazeteler yalnız Avrupa’dan söz eder oldu. En iyisi, Avrupalılar buraya gelsin biz de oraya gidelim. Böylelikle herkes kendi ülkesinde ne olup bittiğini öğrenebilir.”

  1. Unknown diyor ki:

    Keyifle okudum, başarılarınızın devamını dilerim. Sizde bu yorumu okurken tebessüm edin ve yazmaktan denemekten hiç vazgeçmeyin. Sevgi ve güzellikle kalın.

  2. Anonim diyor ki:

    Umut fakirin ekmeği ama boğazından geçmez ki içini yeşillendirsin. Yazını ve yorumunu keyifle okudum. Başarılar dilerim yolun açık olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir