Beyaz Geceler Kitap Yorumu

2021 Beyaz Geceler Kitap Yorumu

Uzun bir aradan sonra yeni kitap yorumu yayınımla karşınızda bulunmaktan mutluluk duyuyorum. Fazla resmi bir giriş oldu sanırsam ama bugün de böyle başlayalım dedik. Bugünkü kitabımız Dostoyevski’den Beyaz Geceler. Bu kitapta sürgünden bir yıl önce yazdığı ve en tanınmış eserlerinden biri olan Beyaz Geceler’in yanı sıra hepsi 1848 yılına ait olan Başkasının Karısı, Noel Ağacı, Haysiyetli Hırsız, Yufka Yürekli öyküleri de yer almaktadır.

Anlayacağınız üzere kitap beş öyküden oluşmaktadır. Ben, genel bir yorumdan ziyade beş hikayeyi kısaca ayrı ayrı yorumlamak daha doğru olur diye düşünüyorum.

Bir gece ne kadar aydınlatabilir insanın hüznünü? Peki, bir sabah ne kadar karartabilir insanın bir anlık mutluluğunu? Yalnız bir hayalperest, gerçek aşkı bularak mutluluğa erişebilir mi? Dostoyevski, sonunda kavuşturacak mıdır aşıkları ve bulduracak mıdır onlara hiç ulaşamadıkları mutluluğu? Hepimiz az çok yalnızlığı tattık. Hepimiz o güzel hayaller diyarlarında bir süre yaşadık ta ki gerçekler zihnimizi sarsana kadar. Hayaller bile bir süre sonra insana zehir olabilir. Evet, haddinden fazla hayal kuran insan, kendini ister istemez toplumdan soyutlar. Aslına bakarsanız, ilk başta bireyi toplumdan soyutlayan, onu kabul etmeyen toplumdur. Fakat, birey savaşmalıdır. Onu yalnızlığa terk eden toplumu kabullenmemeli ve toplumda yer edinebilmek adına mücadele vermelidir. Yoksa, suçsuzken suçlu konumuna düşürülür yine o çok bilmiş toplum tarafından. Öte yandan güven meselesi. Aşka güven, dostluğa güven, sevene güven. İnsanı en çok sevdikleri yaralar. Kitapta da karakterimizi en çok yaralayan, onu zevkle zirveye taşıyan ve o zirveden karakterimizi tereddüt etmeden aşağıya iten yani, onun bir nevi ölümü olan Natsyenka değil midir? Olaya Natsyenka tarafından bakmaya çalışıyorum fakat yaptığı haksızlığı asla kabullenemiyorum. İnsan, ne kadar severse sevsin, içinde büyüttüğü sevgi kimseye zarar vermemelidir. Bu öyküde, insanın – konu kendisi olunca- ne kadar bencil ve düşüncesiz olabileceğini gördüm. Bir de insanın ne kadar yalnızlaşabileceğini gördüm. Bir insan ne kadar kırılabilirse o kadar kırıldı yazarın bile bir ismi çok gördüğü karakterimiz. Ne diyelim, kırdığınız yerden kırılın.

Nedeni nedir bilinmez fakat insan bir insana güvenmemelidir. Bugüne kadar bu kitap haricinde okuduğum ve gördüğüm şeyler beni buna inandırmıştır. İnsan, kimseye hatta kendine bile yüzde yüz inanmamalıdır. En nihayetinde, insanız. İkinci öykümüz yani Başkasının Karısı oldukça trajikomik bir öykü. Bir insan kendini ne kadar utandırabilir? Bu sorunun bir cevabı olmadığını görüyoruz bu öyküde. İnsanın içine bir kez sadece bir kez bir şüphe düştü mü artık o insandan bir süreliğine umudu kesin. Çünkü, o insan içindeki şüpheyi gidermeden ne sizi duyar ne de kendini duyar. Şeytan bir kez kıstırmıştır artık ve kurtuluş kolay değildir. Hatta bazen bu şüphe dizileri öyle bir seviyeye ulaşır ki kişi sanrılar görür. Hayal ve gerçek birbirine karışır. Bu öyküdeki kahramanımız yukarıda sadığım çoğu duruma uygun bir vaziyette. Karısının onu aldattığını sanarak onu takip eder ama ne komiktir ki etrafından eleştiri, ayıplanma görmemek için karısından başkasının karısı diye bahseder. Böyle aşağılayıcı bir durumdadır. Karısına gelince yüzsüzün ve yalancının teki. Merak ettiğim nokta, koca karısının yalanını yakaladığı halde karısına karşı ses çıkaramamıştır. Bu kaybetme korkusu mudur ya da adına ne derseniz bilmem ama benim aklıma ilk gelen şey özsaygı yoksunluğu. Özsaygı, kendine saygı çok önemlidir dostlarım. Eğer, aldatılıyorsanız, kandırılıyorsanız orada durmanız size daha çok zarar verecektir. Ne kadar severseniz sevin, hiç kimseyi kendinizden daha çok sevmeyin. Bu narsisizm ya da egoizm değildir. Bir insan haddi aşmamak suretiyle kendini sevmeli ve kendisine saygı duymalıdır. Çünkü insanlığa ilk adım bu adımlardır.

Ve Noel ağacı. Çocuklarınızı koruyun hanımlar, beyler. Herkesten koruyun ama korumaktan da öte onlara kendilerini neden ve kimlerden korumaları gerektiğini öğretin. İnsanlık öyle bir halde ki – ve bu hep böyleydi- insan çocuğunu temiz bir şekilde yetiştirmek istiyorsa onu her şeyden soyutlamak yerine doğruyu ve yanlışı öğretmeli, savaşmayı öğretmeli, susmamayı, hakkını savunmayı ve dahasını öğretmeli. Çünkü eğer bunlar yapılmazsa çocuklarınız bilhassa kızlarınız bir mal yerine konulup satılacaktır. Bilmem farkında mısınız ama çocuklarımızı koruyamıyoruz. İğrenç insanların ellerine düşüyorlar, ağza alınmaz davranışlara maruz kalıyorlar ve biz bunu görmüyoruz. Her şeyden önce çocuğunuzu dinleyin. Herkesten önce çocuğunuzun sözüne güvenin. Çünkü kalbi kırılmış bir çocuk, büyüdüğünde içindeki nefretle seni, beni bu dünyayı bir çırpıda yakabilir. Çocuklar önemlidir baylar. Hiç kimseyi, hiçbir şeyi katiyen çocuklarımızın önüne koymayalım. Sevelim onları. Onların ihtiyacı olan en önemli şeyler sevgi ve saygı. Bir güvenlik görevlisinin, bir sanatçının, bir hemşirenin size nasıl saygı duymasını istiyorsanız çocuklarınıza da öyle saygı gösterin. Çünkü onlar geleceğin sanatçıları, hemşireleri, güvenlik görevlileri.

Evet, lafı biraz uzun tutuyorum sanırım. Bundan dolayı hepinizden özür dilerim fakat söylesem inanmayacaksınız yazarken piyano çalıyormuş gibi hissediyorum. Ve bu durum, kendimi durdurmama engel oluyor.

Haysiyetli Hırsız isimli öykümüze gelecek olursak, insanın içindeki merhamet duygusu insanı ayakta tutan bir şeydir. Tabii, merhametli bir insansanız, merhametinizin kullanılacak olması su götürmez bir gerçektir. Bu konuda dikkatli olmak gerekir. Öte yandan kendisini içmeye vermiş bir ayyaş ve onun hayal kırıklıklarıyla dolu bir ömür. Yolun sonu pişmanlıklarla doludur fakat iş işten geçmiştir. Bundan dolayı pişman olmayacağımız şekilde yaşayalım ömrümüzü. Basmakalıpların ötesinde kendimize ait bir yaşam inşa edelim. Ve insancıl duygularımızı kontrol edebilecek güce sahip olalım çünkü merhametin fazlası belki zarar vermez ama insanların sizi kolayca tüketmesine izin verir. İnsan olmanın dengesini kurabilmemiz dileğiyle son ve beni en çok etkileyen öykümüze geçmek istiyorum.

Vasya, kendisine mutluluğu çok gören hayatı boyunca ezilmiş, büzülmüş bir karakter. O kadar yufka yürekli ki kendisi mutluluğu bulmuş olsa da mutsuz insanların çektikleri acılardan, hissettikleri hüzünden dolayı, mutluyken bile kendini diken üzerinde hissediyor. İstiyor ki herkes mutlu olsun, gülümsesin, çiçekler açsın, kuşlar uçsun. Ama bu sizin de bildiğiniz üzere mümkün değil. İşte karakterimiz aşık olduğu kadına kavuşmanın mutluluğunu yaşarken birini üzerim, hayal kırıklığına uğratırım korkusuyla gecelerini gündüz ediyor ve sonunda da deliriyor. Düşünün, öyle büyük bir sorumluluk hissediyor ki mutsuz olan, acı çeken insanlara karşı bilincini yitiriyor. Bizler bunun ne demek olduğunu idrak edemeyiz. Vasya, kitap boyunca beni ağlatan tek karakter oldu. Ne kadersiz bir karakterdin be Vasya. Aslında fark ettiniz mi bilmiyorum, Vasya insanları üzmekten korkuyor ama hayatı boyunca eline geçmiş en nahif mutluluğu kaybetmekten de korkuyor. Anlayacağınız Vasya’yı bitiren korkuları oluyor. Geçmiş hayatında yaşadıkları onun ruhunda böyle bir iz bırakmış sanırsam. Oturup bir çay içmeyi ve onunla dertleşmeyi ne çok isterdim.
Beni en çok vuran kısım ise Vasya, delirmesine rağmen sevdiği kadının ona geçmiş günlerde vermiş olduğu saç tutamını unutmamış olması. Bir yandan da Dostoyevski’nin karşılıklı aşkı buldurduğu ilk karakterini de delirtmiş olması gözden kaçırılmaması gereken acı bir ayrıntıdır.

Vasya’yı düşündükten sonra kendimize bir dönüp bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Kendimizi, sebep olduğumuz nice acıların hangi birine karşı içten bir şekilde sorumlu tutuyoruz? Hangi birimiz birilerinin kalbini kırmaktan korkuyoruz? Ne adaletsiz bir dünya. Üzme korkusundan delirenlerle kalp kırmaktan çekinmeyenler aynı kafeste. Üzmeyenlerden olmak dileğiyle, iyi gülmeler.

Not: Bu kitaptaki öykülerden alıntı yapmayacağım. Çünkü yapmaya kalkarsam tüm kitabı yazmış olurum. Anlayacağınız öyle bütün, tam bir kitap. Görüşmek dileğiyle.

  1. Anonim diyor ki:

    Yoğun olduğum için yorumladığınkitapları okuyamamak, filmleri izleyememek ve yazılarının bazı kısımlarını spoiler olmasın diye geçmek zorunda kalmak üzüyor. Yalnız bir insanım, bütün yazılarını baştan sona okumaya çalışacağım çünkü iyiler ve bana iyi geliyor blogunu takip etmek. Teşekkür ederim.

  2. Fehvâ’nın inziva köşesi diyor ki:

    Öncelikle yorumun için çok teşekkür ederim. Okunduğumu bilmek beni bu işe daha çok bağlıyor. Yoğun bir ders programından sonra senin yorumunu görmek beni mutlu etti. Spoiler konusunda da çok çok daha dikkatli olacağım. Çok güzel bir gün diliyorum. ♥️♥️♥️

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir