Crash Landing On You – Dizi Yorumu

Size bugüne kadar Kore sineması izleyicisi olduğumu söylememiştim. Ama mademki karşıma onun hakkında sonsuza kadar yazmak isteyeceğim bir dizi çıktı, bana sadece yazmak düşer. Bugün Uzak doğu sinemasına uçuyoruz. Yok mu bana eşlik edecek olan?

Crash Landing On You. Kuzey Koreli bir yüzbaşı ve Güney Koreli bir tasarımcının kaderi ne zaman bağlanmıştır sizce? Birkaç yıl önce beraber bulundukları İsviçre’de mi? Yoksa Güney Koreli bir kadının gökyüzünden Kuzey Kore’ye düşmesiyle mi? Hayır bir yanlışım var burada, o kadın düşmemiştir, inmiştir.

Derler ki yavru bir geyik insanlar arasına karışırsa ve bir süre sonra giderse o insanlar, geyik korkar çünkü artık yalnızdır. Çünkü üstüne sinen insan kokusundan dolayı ailesi onu kabul etmeyecektir, insanlar ise çoktan terk etmiştir onu ve o yavru geyik yolun sonunda, acıyla ölecektir. Ama bu hikâyede, yavru geyiğin korkmasına gerek kalmadı çünkü herkes gitse de bir yerde piyano tuşları onun için yaşamaya devam edecektir. Ve o tuşlara yaşam veren parmakların sahibi olan piyanist bekleyecektir, yuvasına gelmesini yavru geyiğinin. Jung Hyuk ve Se-ri’nin kaderi bir piyanodan çıkan melodilerle bağlandı. Piyano kaderin kötü planlarını bozdu ve bu sefer müzik, sanat, güzellik kazandı.

Evet normal olarak çok mantık hatası vardı dizide. Ama bir dizide- özellikle dramatik bir Kore dizisinde- önemli olan mantık değildir. Önemli olan duygulardır. Bundan dolayı tüm o kusurları görmezden gelip; bu dizinin, baş karakterlerin mutlu olduğu bir sahneyle bitmesinden mutluluk duyuyorum. Tabii gerçek hayatta olduğu gibi dizilerde de birilerinin mutluluğu için birilerinin mutsuz olması gerekiyor. Bu dizide de senarist mutsuzluğu ikinci çiftimize layık görüyor. Ama ben en az başrol kadar mutlu olmalarını istemiştim. Bu yönden biraz kırgınlığım yok desem yalan söylemiş olurum. Başka bir evrende mutlu olmalarını dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden bu konuda. Öte yandan sevgili Jung Hyuk ve Se-ri’nin hikayesi beni mutlu hissettirdi. İki tarafın da zor günlerden geçerek geç kalınmış olan mutluluğu sonunda yakalamış olmalarına çok sevindim. Ayrıca gerçek hayatta da bir ilişkilerinin olduğunu öğrendim ve bu beni mutlu etti çünkü kimyaları beni çok etkilemişti. Umarım sonları dizidekinin aksi şekilde olmaz.

Dizinin yorumlarını okuduğumda birçok izleyicinin finalin tatmin edici olmadığını düşündüklerini okudum. Senarist hikâyeyi kesin bir sonla bitirmemişti. Ama ben bu konuda senaristin ne düşündüğünü görebiliyorum. Sinema demek unutulmamak demektir. Bir yapım sinema olmak istiyorsa; izleyicisinin kalbinde ve aklında yaşamaya devam etmelidir. Eğer senarist sonu açıkça belli ederse sinema ölür. Senarist açıkça dizinin, karakterin ve anlatılmak istenilenlerin yüreğimizde yaşamasını istemiş. Kendi sonumuzu yazmamızı isteyerek kibar bir davranışta bulunmuş. Her seferinde farklı sonlar belirleyerek, karakterleri ve belki de bu yolla koskoca bir tarihi yüreğimizde yaşatmak istemiş. Bundan dolayı da böyle bir final tercih etmiş. Bu dizi bana kalırsa sinema olmayı başarmış bir dizidir. En azından benim fikrim bu yönde.

Filmde verilen mesajlar çok yönlü. Bu yönden de asla izlemekten pişman olmadığım bir diziydi. Güney ve Kuzey Kore 1945 yılında 35 yıllık Japonya yönetiminden sonra kuruldular. Fikir ayrılıkları böyle bir çözüme başvurmalarını gerektirdi. Dizide, bir kısımda “Parçalanmış aileleri bir araya getirmenin zamanı gelmedi mi?” diye bir alıntı geçmişti. Bu alıntı beni çok etkilemişti. Çünkü aslında asırlar süren bir tarihin parçalanması demekti Kore’nin ayrılması. Bu durum tabii ki her iki tarafında kalbinde yaralar açacaktı. Hükümetleri bilmem, hiçbir zaman onları anlayabilecek kadar açgözlü olmadım ama parçalanmış bir tarihin parçası olmak ne demek anlayabilirim. Dizide de yeniden birleşmeye, birlik olmaya çok gönderme vardı. Bunun üzerine düşündüğümde dünyadaki adaletsizliğin canımı tekrar sıkması kaçınılmaz oldu. Dizi boyunca Se-ri’nin de dediği gibi “Dünyanın güzel bir yer olmasını umdum.”.

Ne olursa olsun bu dizi kalbimde her zaman farklı bir yere sahip olacak. Uzun zaman sonra izlediğim ilk dizinin bu olması da beni çok mutlu etti. Çok dua ederek ve bekleyerek sevdiklerimize ulaşabildiğimiz günlerin yakın olmasını diliyorum. Ri Jung Hyuk, Yoon Se-Ri mutlu olun olur mu? Çünkü kader daha önce hiç bu kadar merhametli olmamıştı. Mutlu olun. Gökyüzüne her baktığımda, eğer kader izin vermişse gökyüzünden paraşütlü bir kadının düşebilece- hayır hayır inebileceğini düşüneceğim. Sizi güzelliklerle hatırlayıp kaderin benden yana olması için dua edeceğim. Belki o zaman piyano tuşlarının çıkardığı sesler, kalbimde bir melodiye dönüşür. Bu yazıyı yazarak size veda etmemin doğru olduğunu umut ediyorum. Ne kadar veda edersem edeyim sizi özleyeceğimi de biliyorum. Ama vedalar bizim içindir. Evime konuk olduğunuz için teşekkür ederim. Bir gün sizin için, hikayeniz için İsviçre’yi ziyaret edeceğim. Belki paraşüt de yaparım. Kim bilir? Hatta Alp Dağlarında zorlu koşullarda açan, saf aşkın temsili olan Edelweiss çiçeğini görür ve ona sizden bahsederim. Belki o gün, beklenmedik bir rüzgâr, beklenmedik olayların gerçekleşmesi için kaderle iş birliği yapar. Size vedamın da sonuna gelmiş bulunuyorum. Siz benim için dizi karakterlerinden fazlası olacaksınız. Çünkü her hikâyenin altında uğruna göz yaşı dökülmesi gereken bir anın yattığını biliyorum.

Sevgili okurlar. Sizin de başınızı ağrıttığım için özür dilerim. Ama bu yazıyı yazmam, bu diziye veda etmem gerekiyordu. Çünkü dediğim gibi bu dizi basit ve kusurlu senaryosunun altında koskoca insanlık tarihinde, emperyalizm, kapitalizm için can vermiş aşıkların, umutların, hayatların göz yaşlarını taşıyan bir rüyaya sahip. Umarım senaristin bizden görmemizi istediği rüyayı görebilmişizdir. Hepinize iyi gülmeler diliyorum. Ayrıca bu diziyi izlememiz için çeviri yapmış olan Koreantürk ekibine de -her ne kadar görmeyecek olsalar da- teşekkürlerimi sunuyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir