2021 Emile Zola - Nasıl Ölünür Kitap Yorumu

2021 Emile Zola – Nasıl Ölünür Kitap Yorumu

Herkese merhabalar. Keyifler yerindedir umarım. Sıkı durun o zaman 🙂 İlk kitap yorumumuz Émile Zola’nın kitabı “Nasıl Ölünür?” Önce kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısını okuyalım:

Natüralizm edebiyatının en önemli ismi Émile Zola, beş kısa öyküsüyle bize çok farklı sosyal sınıflardan gelmiş beş insanın ölümünü çevreleyen koşulları anlatıyor. Hayatlarının son günlerini yaşayan bir asilzade, bir burjuva, bir tüccar, bir işçi çocuğu ve bir köylü; ait oldukları kesimlerin tüm iyi ve kötü taraflarını ironiyle kaıştırıp kendilerinde toplayarak, iyi ölebilmek için gerçekten yaşamak gerektiğini hatırlatıyor. Eşitsizliğin son nefesimize kadar sürebileceğini gösteren bu eser, aynı zamanda Zola’nın sınıf ayrımı üzerine verdiği küçük bir ders niteliğindedir.

Ölüm insanları eşitler miydi? Bu sorunun cevabını arıyoruz bu kitapta. Bu kitabı okurken aklıma Oğuz Atay’ın ” ölüm bile insanlara adaletle davranmıyor oysa.” yazdığı geldi. Gerçekten öyle, yoksullar sefalet içinde, birden ölürlerken,  burjuvazinin kıymetli sakinlerini elinde çiçeklerle karşılıyor ölüm. Kitapta kahramanlardan biri şöyle diyor : ” zaten yoksul insanlar her türlü havada geberip gidiyorlar.” Çok acı değil mi, düşünün eğer talihli kesimden değilseniz, hayat son golünü de ölümle atıyor, o yırtık pırtık skor çetelesine. Émile Zola bu kitapta bir yandan da ölüm döşeğindeyken bile parayı, hâsılatı, zarar ve kâr hesaplamalarını yapan insanları işliyor. Adamın üç nefeslik ölümü kalmışken… çok zalimce değil mi ? İnsan huzurla bile ölemiyor, şu kâhrolası düzen çarkında. Bir kahramanımız da şöyle özetliyor durumu : ” Ticaret işi böyledir : Kendinizi tedavi ettirmeye zaman bile bulamadan ölür gidersiniz.” Üzülüyorum, ne zamandan beri bu düzenin içindeyiz bilmiyorum. Gırtlağımıza kadar dayanmış olan bu kanla nasıl yaşayabiliyoruz bilmiyorum. İnsan hep bir ikilemde kalıyor yaşam boyu. Ertelemelerin çalar saati kaplıyor ömrümüzü. Emekli olunca ev alırım, emekli olunca dinlenirim. Şu sınav da bitsin gezerim. Tüm hayallerimizi gelecek denen zindana sıkıştırıyoruz. Geçmiş desen kanlı bıçaklı düşmanımız. Şimdiye ise sadece azap kalıyor. Ne yaşadığımızın farkında olmadan yaşıyoruz. Ve ölüm kapımıza dayandığında dilimizde şu zalim cümle yuva kuruyor : “Daha zamanı değil, daha yaşanacak günlerim var, daha hayallerim vardı benim. Ev alacaktım hem de bahçeli. Hayvanlar besleyecektim orada. Horoz sesleriyle uyanıp, cırcır böceklerinin sesleriyle kendimi uykuya teslim edecektim. Daha dünyayı göremedim ben, şu gökyüzüne doya doya bakmaya fırsat bulmadan ölemem ki.” Ben ne kadar yazsam da ne kadar yazılsa da bu böyle olmaya devam edecek. Hiçbir zaman ölüme hazır olmayacağız. Hiçbir şeye hazır olmadığımız gibi. Öte yandan engel de olamıyoruz bu sona. O zaman ne yapmalı? Yaşamak. Hakkını vererek yaşamak. Nazım Hikmet’in dediği gibi :

Yaşamak şakaya gelmez,

Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

Bir sincap gibi meselâ,

Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

Yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Ben görevimi yapıp söylemeye devam edeyim. Mutlu olmak, huzurlu olmak bunları geleceğe ertelemeyin, çünkü görüyorsunuz ya ölüm bile adaletle davranmıyor. Mesela gökyüzünü izleyin. Bir kuş nasıl uçar, izleyin doya doya. Ben izliyorum. Öyle süzülüyorlar ki öyle güzel uçuyorlar ki her gün kendime “umarım nasıl bir nimeti elinde bulundurduklarının farkındalardır. Ve umarım bundan sıkılmıyorlardır.” Çünkü bilirsiniz ki zalim insanoğlu her şeye alışır ve her şeyden sıkılır, yeri geldi mi uçmaktan bile. Yaşayın.

 

  1. Anonim diyor ki:

    Korkularımın çığ gibi üzerime geldiği günlerde bu blog hesabı bana nefes olabilir diye gelmiş bulundum yazmışsın eminim ki yazıların okuyan herkese bir nefes olacak. Kelimelerin düşüncelerin her zaman iyi geldi . Yorumlarını hiç eksik etme hiç vazgeçme yolun hep açık olsun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir