Kırmızı Pazartesi Kitap Yorumu

2021 Kırmızı Pazartesi Kitap Yorumu

Sayın yolcularımız bugünkü uçuşumuz Gabriel García Márquez’in Nobel ödüllü kitabı Kırmızı Pazartesi’ye. Kemerler takılsın, arkaya yaslanılsın. İyi uçuşlar dilerim.

“Kendi işlediği cinayetin dehşeti içinde çığlık çığlığa bağrışan halkın sesini de duymuyorlardı.”

Her şeyin sonu baştan bellidir. İnsanlar ölmek için doğar, sevenler ayrılmak için birleşir. Yazarımız bu durumun farkına yıllar önce varmış olacak ki kitabına bir sonla başlıyor. Santiago Nasar gençliğinin baharında, 21 yaşını bitireli bir ay olmuş. Bir gün her şeyden habersiz, günün tadını çıkarırken öldürüleceğini öğreniyor. Neden ve ne zaman olduğunu bilmeden büyük bir hüzün içerisinde ruhunu teslim ediyor Tek Olana. Nedeni ise okuyanlarınızın bildiği üzere, Angela Vicario’nun bakireliğini almış olması. Gerdek gecesi gerçeği öğrenen kocası kızı evine teslim ediyor ve kızın abileri ‘namus’ temizlemek adına, ‘erkekliklerini’ ispatlamak adına, ‘toplumun’ beğenisini kazanmak uğruna; Santiago’yu öldürmek için güneş ufku selamlarken ellerinde bıçaklarla gidiyorlar masumluğun celladı olmaya.

Aslında ikiz olan abiler bir delikanlılık heyecanıyla bu işe kalkıştıklarının farkındalar. Öyle ki toplum onları durdursun diye – cinayeti gizli gizli işlemek yerine – herkese duyuruyorlar. Öyle olacak ki ikizler toplumun körlüğünden, sağırlığından, keyfine düşkünlüğünden habersiz. Hepimiz biliriz; toplumun ihtiyacı olan tek şey bir oyundur, arkalarına yaslanıp izleyebilecekleri, oturdukları yerden gördükleri herkesi kınayabilecekleri, batırabilecekleri, yüceltebilecekleri, öldürebilecekleri. Santiago’yu öldüren de ikizlerin aksine toplum değil mi? Şöyle bir genel resme bakınca asıl gerçek gün yüzüne çıkmaz mı? Kendimizi bulmaz mıyız bu kitapta? Hadi bir hesaba tutuşalım sizinle günde kaç kişi kırdığımıza dair, kaç kişinin celladı olduğumuza dair, kaç kişinin intiharının sebebi olduğumuza dair. “ Bir insanı öldürmenin ne kadar zor bir şey olduğunu tahmin edemezsin.” diyor ikizlerden büyüğü olan Pablo Vicario, ama biz biliyoruz değil mi? Sen de ben de neyin ne olduğunu biliyoruz. Santiago’nun ölümünü izleyen toplum, nasıl biliyorsa her şeyi ve buna rağmen susmaya devam ediyorsa, biz de öyleyiz işte. Hiç değişmeden gelmişiz bugünlere. Dünyayı değiştirmişiz de biz değişememişiz.

Toplum, altı harften fazlası değildir. Bu yüzden, toplumu aldırmayın, yok sayın çünkü sizin uğruna gecelerinizi zehir ettiğiniz toplum; gün gelir sizi ölüme terk eder. Üstelik hiçbir vicdan sızıntısı da hissetmez, birkaç pişmanlık seansı sonrası herkes tekdüze avunuşlar, bahaneler bulmaya geçer. Bir hiç uğruna ölürsünüz bayım. Bir hiç uğruna ölürsünüz, arkanızdan ağlayanınız olmadan.

Santiago, belki biraz geç oldu bunu söylemek için ama özür dilerim. Susan, görmeyen, izleyen herkes adına özür dilerim. Neden öldüğünü bilmeden öldün. Sen bu dünyadan, “ Beni öldürdüler.” diyerek gittin Santiago. Özür dilerim, kardeşim. Özür dilerim, dünyanın her yerinde kendi ölümünü dillendiren Santiagolar. Siz öleli olacak elli yıl fakat bu toplumun aptallığından zerre bir şey değişmedi. Tek düşündükleri kendi rahatları, arzuları, tutkuları. Bu toplumu değiştirmek adına attığımızın her adımın altında eziliyoruz. 21. yüzyıldan sesleniyorum size. Bu dünya bir kan gölü.

Zavallı Santiago kaderin oynadığı oyunun baş kuklasıydı. Tüm oyuncular ve kuklacılar zavallıyı öldürmek için birleşmiş gibiydi. Ben kendim, sahneye fırlayıp sarsmak istedim Santiago’yu. Çocuğum gibi sevdim sanırım Santiago’yu. İçim acıyor ona. Kaderin saçmalığının onu bulmuş olması altüst ediyor tüm umutlarımı. Ama şu gerçek uykularımı kaçırıyorlar baylar. Eğer kader tahtasına bir çizik atılmışsa ölüm mevzusu adına, tüm cihan bir araya da gelse baş edemez o çizikle. Çünkü ölüm, hayatın yutan elemanıdır. Kaderin kurduğu sahnede ölen Santiagolar için yas tutuyorum bayım ve  kanlı ellerle selamlıyorum kaderi. İyi öldürmeler.

Dipnot: Santiago’nun kadersizliğini aklıma getirdikçe gözyaşlarım yeniden akıyor. Bilmiyorum neden. Sanırım, Santiago; nice Santigoları düşürüyor aklıma. Santiago Nasar için ağlarken onlar için de ağlıyorum. Ne olursa olsun bayım, bir insan böyle bir ölümü hak etmemeli. Gözyaşlarım huzur olsun tüm Santiago Nasarlara. Umarım oralarda görüyorlardır burada görmedikleri saygıyı ve sevgiyi.

Kitaptan Alıntılar

I.
“Santiago, yavrum!” diye bağırmıştı. “ Neyin var?”
Santiago Nasar, onu tanımıştı.
“ Beni öldürdüler, Wene Hala.” demişti.

II.
“ Ama siz gençler insanın yüreğinin nedenlerini anlamıyorsunuz.”

III.
“ Bizlerden daha sağlıklıydı; ama insan onun göğsünü dinleyince yüreğinin içinde fokurdayan gözyaşlarını duyabiliyordu.”

IV.
“Kader bizleri görünmez kılar.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir