Neşeye Övgü Beethoven İnsanlık Mirası 9. Senfoni

Neşeye Övgü Beethoven İnsanlık Mirası 9. Senfoni

 

Ünlü besteci Ludwig Van Beethoven’ın 9. Senfonisi’nin son kısmı olan Neşeye Övgü’yü konuşacağız. 9. Senfoni Beethoven’ın uzun bir aradan sonra bestelediği ilk eserdir. Eserin her bölümü bir deha ürünü olmakla birlikte son kısım “Neşeye Övgü” Avrupa Birliği marşı olarak kabul edilmiştir. Peki hikâyesi nedir, Beethoven Neşeye Övgü’yü neden ve nasıl besteledi?

Neşeye Övgü hakkında konuşmadan önce eserin tümü yani 9. Senfoni hakkında konuşalım. 9. Senfoni’yi sanatçının yeniden doğuşu olarak nitelendirirsek yanlış söylemiş olmayız. Bildiğiniz üzere Beethoven yirmili yaşlarında duyma yetisini yavaş yavaş kaybetmeye başlamıştır. Müzik kariyerinin etkilenmesinden korkarak uzun bir süre bu durumu herkesten saklamış, insanlardan ve kalabalık ortamlardan kaçmıştır. Sonuç olarak büyük dehâ gün geçtikçe yalnızlaşmış, kafasında çalan karmaşık seslerle baş başa kalmıştır.

Hayatı boyunca hastalıklarla mücadele eden Beethoven için bu süreç sancılı geçmiştir. Sanatçının müzik dünyasında yaptığı devrimin izleri ilk defa 2. ve 3. Senfoni’de karşımıza çıksa da en keskin devrimi 9. Senfoni’de görürüz. Çünkü 9. Senfoni, sanatçının kendi içindeki özgürlük savaşını net bir şekilde seyirciye aktarsa da hiç kimse tam anlamıyla 9. Senfoni’nin karmaşasını kelimelerle ifade edemez. Beethoven Dehası da tam olarak burada bizleri selamlar.

Senfoni’de Neşeye Övgü kısmına kadar büyük bir kavga ve karmaşa görürüz. Bu kavgada hem kendi kavgamızı hem de Beethoven’ın kendi kavgasını görürüz. Bitmez bir öfke, sonu gelmez bir hüzün eşlik eder melodilere. Fakat son bölüm olan Neşeye Övgü kısmına geçildiğinde yavaş yavaş durgunlaşmaya, sakinleşmeye başlarız. Öfke geçmiştir, hüzün sona ermiş ve yerini yavaştan umuda bırakmıştır. Artık sahne sırası umutta ve neşededir. Bu kısımda da inişler ve çıkışlar oldukça fazladır. Bu iniş ve çıkışlar öfkenin tutkuya dönüşmek için yaşadığı doğum sancılarıdır. Ve Senfonin sonunda bizi karşılayanlar neşe, umut, tutku ve güçlü bir devrimdir.9.

Eser aslında uzun bir yolculuktur. Sonu olmayan bir yolculuktur. Her dinlediğinizde farklı şeyler hissedersiniz ve hislerinizi anlayabilecek tek kişinin Beethoven olduğunu da bilirsiniz. 9. Senfoni Beethoven’ın kazandığı bir savaştır. Ve bu savaş önce kendisine sonra ise topluma karşıdır. Kendisine karşıdır çünkü duyma yetisini kaybederken büyük bir korku ve özgüven eksikliği yaşamıştır. Ve bu özgüven kaybı onu yalnızlaştırmıştır. Fakat Beethoven, 9. Senfoni ile hiç olmadığı kadar kalabalıklaşmıştır. Topluma karşıdır çünkü kendi içinde büyüttüğü korkunun ve özgüvensizliğin kaynağı kendisinden önce toplumdur.

Gelelim 9. Senfoni’nin neşesi olan son kısma. Neşeye Övgü, Friedrich Schiller tarafından yazılmış bir şiirdir. Şiir, özgür ruhlu Beethoven’ı etkileyen nice eserden yalnızca biridir. Ayrıca eserin sahibi Friedrich Schiller de ünlü bestecinin hayatı boyunca etkilendiği sanatçıların başında gelir ki Beethoven gençlik yıllarını Neşeye Övgü’yü bestelemek hayaliyle geçirir.

 

“Neşe!

Güzel kıvılcımı Tanrıların.

Birleştirir tılsımın yeniden,

Törenin kılıcıyla ayrılanları

Kardeş olur prens ile dilenci

Yumuşak kanadının değdiği yerlerde.”

 

Şiirde insanlığa dair beslenen bir umut görüyoruz. Şair, şiirinde neşenin bir prens ile dilenciyi bir araya getirebilecek güçte olduğunu anlatır. Böylece sanat aracılığıyla o zamanlarda yaygın olan toplumsal sınıflara karşı barış dolu bir devrim amaçlanmış olur.

Asi, yenilikçi ve özgürlükçü bir ruha sahip olan Beethoven’ın karakterinin nasıl evrildiğini araştırdığımızda karşımıza Sanayi Devrimi, Fransız Devrimi ve Avrupa’da yaşanan aydınlanmalar çıkar. Her şey modernizme ve daha barışçıl olana evrilirken Beethoven’ın karakteri de eserleri de bu durumdan etkilenir. Ve o da kendi alanına yenilik getirmekten geri durmaz. Eserleri romantizm anlayışına evrilir ve Neşeye Övgü de bu evrimin en büyük örneklerinden biri olur.

 Neşeye Övgü, ülkece geçtiğimiz şu zor günlerde dinlenilmesi ve hatırlanması gereken bir parçadır. Beethoven’dan insanlığa bir öğüt olarak bırakılan Neşeye Övgü, bugünlerde ders olarak hepimize yeter.

Yazımı bitirirken kişisel bir yakınmamı da bırakmak istiyorum. Ders alınacak, öğrenilecek o kadar şey var ki etrafımızda. Sanatın ve müziğin bize anlattığı o kadar öğüt varken bunları duymamak, kendi kavgalarımızda sıkışıp kalmak, kötülüğün yayılmasına izin vermek bizler için bu kadar kolay mı? Yıllar önce Beethoven Neşeye Övgü’yü bestelerken kulakları duymuyor olabilirdi fakat onu bugünlere getiren şey kulakları değil kalbiydi. Onu bir dehadan önce insan yapan kalbinin dünyaya sağır olmamasıydı. Şimdi görüyorum ki kulaklarımız ne kadar iyi duysa da kalplerimiz öylesine kötülükle dolmuş ve tıkanmış ki dünyadaki güzelliklere sağır olmuş. Umarım ki bir gün Beethoven’ın bizlere bırakmak istediği yegâne öğüdü anlarız ve barış dolu bir dünya için kendi senfonimizi yazarız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir