Sabahattin Ali - Değirmen Yorum

2021 Sabahattin Ali – Değirmen Yorum

Mutlu Pazarlar. Bugün beni çok etkileyen bir kitapla karşınızdayım. Sabahattin Ali’nin 1920-1935 yılları arasında yazmış olduğu öykülerden oluşan “Değirmen” isimli eseri, bütün zıtlıkların kullanılarak bir bütün oluşturulabileceğinin nitelikli örneklerinden biridir benim gözümde. Ne demek istediğimi kitabın arka kapağındaki cümleler daha iyi açıklıyor:

“Sabahattin Ali, öykülerinde kendi dönemi içinde zamansız olanı buluyor, yerel olandan evrensele ulaşıyor. Habercilikle masalcılığı, anıyla efsaneyi, bir gözlemcinin tarafsızlığıyla kıssadan hisseler anlatan bir çınar altı meddahının dilini birbirine harmanlıyor.”

Kitap yeri geldiğinde insanlığın kalbindeki derin yaraya tuz basıyor, yeri geldiğinde o yaraya merhem oluyor. İçerisinde birçok öykü var. Her biri çok farklı yollar kullansalar da hepsi yolculuğun sonunda bize aynı şeyi anlatıyorlar. Bir yanda Anadolu’nun bağrından yükselen bir ana ağıtı öte yanda bir kabilenin viyolonsel sesine döktükleri gözyaşları, insana insanlığını sorgulatıyor.

Sabahattin Ali, öyle derin bir dil ve anlatım şekli kullanmış ki insan okurken dalıp gidiyor. Bazı sahifeleri üç kere dört kere de okusa anlamının özüne erişemiyor, öyle ki bazen kitaptan çıkıp, duvarı izleyip derin, depderin düşüncelere kaptırıyor zihnini.

Bir yandan da insanoğlunun kesin bir gerçekliğine dair görüşlerimin kesinleştiğini anladım. Kitabı okurken bugünlerin sorunlarının hiçbir eksiklik olmaksızın bundan doksan yıl öncesinde de var olduğu gerçeğini anladım. Hatta ne doksan yılı… Yüzyıllar devrilse de insanoğlunun asla değişmeyeceğini anladım. İnsanoğlunun fıtratına yerleşmiş olan cahillik asla kapanmayacak bir yara, giderilmeyecek bir kusur. Dünya değişecek hatta Dünyayı değiştiren insan olacak, ama o insan bir dönüp de içine bakmayacak. Hep kitaplarda yazılacak, çizilecek, insan okuyacak, okuyacak belki yok olacak ama yokluk bile değiştirmeyecek insanoğlunu. Dünya değişecek, insan değişmeyecek.

Bilmiyorum lügatim bu kitabı anlatmaya yetecek güçte mi fakat herkesin mutlaka okumasını istediğim bir kitap. Yeri değil belki ama kitapla ilk nasıl tanıştığımın mazisini de anlatmak isterim.

Lisedeyim, öğretmenler odasında sınav telaşının ruhuma bir öküz gibi oturduğu günlerde öğretmenlerime soru sormak için sıra bekliyorum. Öğretmenlerimle, sohbetim yerindeydi o zamanlar. Öğretmenler odasının aranan yüzüydüm desem aşırıya kaçmış sayılmam. Öğretmenler masasında, sonradan edebiyat öğretmenime ait olduğunu anladığım bir kitap gözüme çarptı. Yapı Kredi Yayınlarının bir baskısı olan kitabın üzerinde “Değirmen” yazıyordu. Sabahattin Ali’ye olan hayranlığım o zamanlar da vardı ve açıkçası cahilliğimden olsa gerek bu kitabını daha önce hiç duymamıştım. Sıramı beklerken bir göz atayım dedim, okumaya başladım. Tam kendimi kaptırmışken zil çaldı ve bırakmak zorunda kaldım. Sonraki günlerde de aynı masada birbirimizi karşıladık. Öylece günler birbirini kovaladı ve bu güzelim eseri okumak bu günlere nasip oldu. İyi ki o masada karşılamışsın beni Sabahattin Ali. Saygı ve minnetle. İyi gülmeler dilerim.

Kitaptan alıntılar

I.

“Şu dünyayı adamakıllı görmeden, dünyanın ne olduğunu adamakıllı anlamadan buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki? Yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?”

II.

“Heyhat, saadet dedikleri el, insanları okşamakta pek hasistir.”

III.

” ‘Bu oda karanlık,’ diyordum, ‘bu oda yalnız bugün değil, her zaman böyle karanlık… Burada kitaplarımla ben yaşarız ve bize aydınlık getirecek kimsemiz yok…’ “

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir