Sarmaşık Film Yorumu

2021 Sarmaşık Film Yorumu

Merhaba. Bugün resmi bir giriş yapmak istedim. Sağlığınız sıhhatinizi sormayacağım. İyi olduğunuzu ummak şevkimi arttırıyor. Beni sorarsanız; dalgınım. Neden bilmiyorum. Bilmemek iyi geliyor, ilk defa. Konumuza gelecek olursak; uzun zamandır izlemek istediğim bir film olan Sarmaşık’ı izledim. Güzeldi. Sevdim.

Film kaynaklarda Sarmaşık diye geçiyor. Ben Salyangoz Korosu ismini tercih ederdim. Hayır, burada senaristin yaptığı seçimi yargılamak için bulunmuyorum. Senarist & Yönetmen Tolga Karaçelik, her ne kadar filmin politiklik derecesini seyircinin yorumuna bıraksa da ben bu filmde ağır ama çok hafif bir eleştiri gördüm. Tabii bu eleştiriyi fark edenin omuzlarına bindirdiği yük tanışabilir cinsten midir, orası izleyenlerin bileceği iş. Peki konu nedir? Kendi cümlelerimle konuyu anlatacak olursam bu yazı sayfalarca sürer gider. Gerek yok, kitap yazmıyorum. Ondan dolayı film tanıtım metnini aşağıya bırakıyorum.

“Afrika’ya gitmekte olan bir geminin sahibi armatör iflas eder ve o sırada gemisindeki mürettebattan 6 kişi gemide kalmak zorunda kalır. Zira deniz hukuku gereği gemide kalmak zorundadırlar ve hiçbir yere kıpırdayamazlar. 5 gemici ve bir de kaptandan oluşan mürettebat bu huzursuz bekleyişte hiyerarşik güç mücadelesine girecektir.”

Bir gemi ama hareket edemiyor. Birtakım ne olduğu belirsiz insanlar ama gemiden dışarı adım atamıyor. Ne yapmaları gerekiyor? Gemi hareket hâlindeykenki mevcut düzen, gemi durduğunda işe yarayacak mı? Gerçi, mevcut düzenin gemi hareket hâlindeyken ne kadar işe yaradığı da tartışılmalı da neyse diyelim. Beş gemici ve bir kaptan ne zamana kadar statülerini koruyabilecekler? Aslında bu sorunun belli bir cevabı yok çünkü bilirsiniz insan yavaş yavaş delirir.

Cenk var. Fikrimce, toplumun “özgür, kural tanımaz, başına buyruk” kesimini temsil ediyor. Bir yere kadar haklı buluyorum, Cenk’in isyanını. Bir gemide kendi titaniklerini çekiyorlar ve arkadaşları müzik eşliğinde oynamaya devam ediyor ama onların da olayın farkına varmaları -neyse ki- uzun sürmüyor.

Mevcut hiyerarşi düşüşü hızlandırmaktan başka hiçbir şeye yaramıyor. Cenk, Alper ve Nadir; İsmail ve Beybaba’nın lehine olan hiyerarşiye bir başkaldırma mücadelesi veriyorlar fakat bu pek işe yaramıyor. Bir süre sonra Beybaba da dâhil herkes sınırların, statülerin ötesinde bir yerde olduklarını anlıyorlar ki bunu Beybaba’nın, ast üst kalmadı bu gemide, demesinden anlıyoruz. Sonra bıçak gemiye ve kemiğe dayanıyor. Ne mi oluyor?

Kürd var. Kürd, filmde sesini bir kere duymadığımız ama varlığını en çok hissettiğimiz karakter. Cenk ile kavgası sırasında denize düşüyor sonrası bilinmez. Ama Kürd, gemicilerin peşini bırakmıyor. Öyle ki ölüm anına şahit olan Nadir, sessizliğinden dolayı Kürd karakterinin hayaletini görüyor. Ardından da Nadir’in Alper’e anlattıklarını dinleyen İsmail görüyor hayaleti. Bu hayalet üzerinde durmak istiyorum biraz. Fikrimce, Kürdün hayaleti bizim sustuklarımızı temsil ediyor. Aklınıza gelebilecek her şey. Sustuğunuz adaletsizlikler, yaptırımlar, ölümler ve dahası. Adalet, hak, hukuk gözü dönen birileri tarafından tek tek gözünüzün önünde öldürülüyor ve susuyorsunuz. Konuşmanın bir yarar getirmeyeceğini düşünüyorsunuz, denemeden. Deneyenleri ve başarısız olanları gösteriyorsunuz vicdan rahatlatmak adına fakat ben buna gülerim. Sonuçta bir trajikomedi oyunundayız değil mi? Ağlayamıyorsak gülelim. Ve sonunda, sustuğunuz her şey kabusunuz olur. Kürd gibi. Öyle ki kendinizi kaybedersiniz, gerçeklik algınızı yitirir, kendinizi öldürmek istersiniz. Bu böyledir. Susmak, şeytana ortak olmaktır. Ve şeytan bu ortaklığı, sizle işi bittikten sonra kâhrolası bir lanetle bitirir. Sustuğunuzla kalırsınız.

Değinmek istediğim hususlardan birine değindim. Diğer husus ise senaristin her röportajda cevaplamayı reddettiği soru: ” Sarmaşık ve Salyangoz metaforları neyi temsil ediyor?” Tolga Karaçelik, filmin ancak bitmediğinde sinema olabileceğini savunanlardan olduğunu ve eğer bu soruyu cevaplandırırsa filmin izleyici için biteceğini düşünüyor. Çok da yerinde ve zekice bir yaklaşım. Gelelim benim görüşüme. Sarmaşık, aslında bana göre basit bir anlama sahip. Filmde, İsmail’in darbe yediği kafasından kan yerine sarmaşık çıktığını ve sarmaşığın yavaş yavaş tüm gemiyi sardığını görüyoruz. Kan yerine, gemiyi saran bir sarmaşık. Şeytanın laneti. Susarsanız, sustuklarınız kanınıza işler ve sustuğunuz sürece sustuklarınız ölümünüz olur. Üstelik sadece sizle bitmez oyun. Yavaş yavaş ölüm gemiyi ele geçirir. Bir zamanlar hareket edebilecek hâlde olan gemi şimdi sarmaşıklar tarafından sıkıştırılır hem de öyle bir sıkma gibi ki kabirdesin.

Ve en sevdiğim, salyangozlar. Salyangozlar biziz hanımlar ve beyler. Salyangozlar, bilimsel olarak görürler ama duyamazlar. Filmdeki salyangoz korosu biziz. Her gün görüyoruz ama hiç duymuyoruz. Asla ama asla kulağımızın dibindeki çığlıkları duymuyoruz. Gördüklerimiz mi? Onları da boyuyoruz. Güzelleme yapıyoruz. Öyle daldık ki bizim için kurulan oyuna, bir adım ötemizdeki sahne arkasındaki kan gölünün nahoş sıcaklığı tenimize değmesine ve bizi rahatsız etmesine rağmen Romeo ve Julietler olmaya devam ediyoruz.

Cenk, bir salyangoz korosu ile “Deniz üstü köpürür.” şarkısını söylüyor. Evet, deniz üstü köpürür, fırtına yaklaşır ve ölürüz.

İnsanları, salyangozlara benzetme argümanıma güvenmemin bir diğer nedeni, İsmet Özel’in bir şiirinin dizesidir:

“Evi Nepal’de kalmış Slovakyalı salyangozdur ruhum.”

Yazımı Tolga Karaçelik’in söyleşilerde söylediği bir kaç sözle ve film alıntıları ile kapatmak istiyorum. Yorumlarınızı yazmayı unutmayın. İyi gülmeler.

Söyleşiler:

I.

“Sarmaşık bu ülkede yaşamaya dair hissettiğim şeyler üzerinedir.”
Tolga Karaçelik

II.

“Ben Sarmaşıkta on ikinci dakikadan itibaren sizi alacağımı biliyordum. Nereden biliyordum? Yazarken çalıştığım post-itlerden. İlk on beş dakika boyunca sıkıcı bir filme başladığınızı, konuyu yakalayamadığınızı hissedin istedim. Çünkü bir merkezi yok ilk on beş dakikanın. Geminin de öyle bir şey olduğunu hissetmenizi istedim. Yani karakter aradı gözleriniz. Ama sigara sahnesinde ya da biraz öncesindeki İsmail’in telefonla konuşma sahnesinde ‘burada bu adamlar var’ demeye başlayıp ondan sonra hiç ritmi düşürmeden sonuna kadar ritmi çıkartmayı amaçladım. “

Film alıntıları:

I.
“Tanımak istiyorsan güç vereceksin bunlara.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir