2021 The Platform - Film İncelemesi

2021 The Platform – Film İncelemesi

Herkese iyi geceler. Muhteşem bir hafta sonunu, muhteşem bir filmle sonlandırmak istedim. Efendim bugünkü filmimiz İspanyol yapımı The Platform. Yayınlandığı ilk günlerde yoğun bir ilgi görmüş ve bu ilgi de uzun süreli olmuştu. Benim bu filmi bu kadar erteleme sebebim ise popülarite fobim. Tabii öyle bir fobi varsa. Yoksa da ben uydurdum 😊 Uzatmadan konuşmaya geçeyim çünkü konuşulacak çok şey var. Sıkı tutunun uçuyoruz.

Film aslında temel olarak sistemi eleştiri taşıyor fakat neyin ne olduğunu daha iyi anlamak açısından derine inmemiz gerektiğini düşünüyorum. Filmin başından başlayalım. İlk önce kusursuz bir düzenle yürütülen bir “lokanta”. Bu sanırsam batan Titanikte keman çalan, eğlenen, kör olanları anlatıyor. Sistem kusursuz işliyor baylar! Endişelenmeyin!

Platform. Üzerinde çeşit çeşit yemek var. Delikteki herkese “normal şartlarda” yetebilecek kadar yemek. Amaç da bu aslında. İnsanları eğitmek. Ama insanlar açlıkla eğitilemeyecek kadar aç gözlüdür. Birbirlerinin etini yiyebilecek kadar gözlerini karartırlar da gerçeği görebilecek beyni bulamazlar. Açlık insanı delirtir. Ne yapmalı? İnsanların akıllanmayacağı açık, öyle bir yerde akıllanmak için delirmek gerekiyor. Sisteme uymalı mı yoksa sistemin mekaniğini mi bozmalı? Sistemin mekaniği var mıdır? Bir mekanizma varsa bir makinist de vardır. Kim bu makinist? Kim bilir?

“Üç tür insan vardır: Yukarıdakiler, aşağıdakiler ve düşenler.” Bu cümle aslında çok önemli. Kapitalizmin ne kadar vahşi bir sistem olduğunun kanıtı. Çizgi filmlerde gördüğümüz “Büyük balık, küçük balığı yer!” adlı seslenişler bugünlere hazırlık mıydı? Kapitalizmin gerekli olduğunu düşünen bir arkadaşım var. Bazı noktalarda haklı değil diyemem ama bakın size diyorum Kapitalizm, insanların anlamadan uygulayamayacağı bir sistemdir. Ve bizim bunu anlamadığımız çok açık. Kapitalizm masum değildir. İnsanlık da masum değildir. Ortada bir anlaşma sağlanması için bir tarafın daha çok masum olması gerekir fakat görüyoruz ki insanlık ve kapitalizm birbirini besliyor. Bu iki korkunç olgu arasındaki barış anlaşması ancak birinin çöküşüyle mümkün olur. Sistemler, fikirlerden oluştuğuna göre, fikirler kolay kolay ölmediğine göre… Çık çıkabilirsen işin içinden insanoğlu! Çıkarsan beni de çıkar.

“-Kaç kat var ?
 
-200.
 
-200 mü? 200 kat için yeterli yemeğimiz yok.
 
-Herkes sadece ihtiyacı olanı yeseydi en alt katlara kadar yeterdi.”

İşte sistemin çalışmaması tam olarak bu yüzdenmiş gibi geliyor bana. Hakkımız olmayana el uzatıyoruz. Aklıma burada sevgili Toprak Dedemiz Hayrettin Karaca’nın “Param var ama hakkım yok.” sözü geliyor. Aç gözlülüğün bir sınırı yok. Kendi kendimizi bitiriyoruz. Kiminle yarışıyoruz onu da anlamıyorum. Neden doymak bilmiyor bu yukarıdakiler? Aşağıdakiler daha ne kadar süslü yemeklere kandırılıp, delirtilip, intihara teşebbüs ettirilecek. Ne sanıyoruz kendimizi? Bu doyumsuzluk niye? Kim karar verdi burada istediğimiz gibi onun bunun yemeğini “yasal yollarla” çalmamıza. İlla bir Don Kişot mu gerekiyor? İlla bir Goreng mi gerekiyor? İlla bir Mesih mi gerekiyor? Ama size bir şey diyeyim baylar: Don Kişotlar yalnızca kitaplarda ve filmlerde olur. Boşuna beklemeyin.

“-Konuşmak beni tüketiyor!
 
-Susmak seni tüketiyor pislik!”

İşte yönetmen tarafından bir toplum eleştirisi daha. Fakat o bunu öz eleştiri olarak dillendiriyor çünkü toplumun bir parçası olduğunun farkında. Sustuklarımız zehirliyor bizi. Buna kuşku yok. Susmalarımız sistemin can suyu oluyor. Daha ne kadar susacağız merak ediyorum. Yukarıdakilerin tüm yemeği bitirince bizim etlerimize dananmasını mı? Ondan sonra da konuşmamızın pek bir işe yarayacağını sanmıyorum. Yazık.

Değinmek istediğim bir diğer konu ise Goreng’in platforma silah yerine kitap getirmesi. O bunu kitap okumak bahanesiyle getirmiş olsa da aslında yönetmenin vermek istediği çok güzel bir mesaj var: “Books, not guns. Culture, not violence.” Bilen bilir meşhur The Dreamers filminin en sevdiğim repliğidir.

Her ne kadar yönetime çalışan mahkûm; oranın, oraya kitap getiren birine göre olmadığını savunsa da bu yanlış. Çünkü zaten orada öyleleri olmadığı için orası o hâlde. Delik vesaire deyip konuyu daraltmak istemiyorum. “O” zamirinden ne anlamak istiyorsanız onu anlamlısınız. Burada çalışan mahkûmun tüm çabalarına rağmen edindiği umutsuzluğu açıkça görüyoruz. Toplumun umutsuzluğunu anlatıyor yönetmen. Büyük bir düş kırıklığı gözlerde görünen.

Fark ettiyseniz filmde Goreng kime inanacağını şaşırdı. Çünkü inandıkça düştü. Bu da sistemin bizde dolaylı yoldan açtığı yaralardan bir tanesi. Güvensizlik. Güvensizlik de yalnızlığı beraberinde getirir. Yani baylar, insan psikolojisinin yarattığı sistem, insan psikolojisini yerle bir ediyor. Bir öz yıkım içerisindeyiz. Yıkımı kim başlattı? Bilinmez. Kim bitirecek? Bilinmez.

2021 The Platform - Film İncelemesi

Değinmek istediğim son nokta ise hâlâ bir umudun var olduğunu vurgulayan sahnelerdi. Peki neydi o umut? Çocuklar. Bu sistemin tek çıkış yolunun çocuklar ve onların sahip olduğu masumiyet olduğunu biliyoruz. Umudumuzu korumamız gerekiyor. Goreng’in çocuğun saçını okşadığı gibi okşamalıyız çocuklarımızın saçlarını. Onları sevmeli ve saymalıyız. Çocukluk basit bir şey değildir. Koskoca insan hayatının temelidir. Onlarla oturup sohbet etmeliyiz. Onlar da bir birey. Bizden farklı düşündükleri, düşünmedikleri anlamına gelmez. Siz bugün onları sevip sayın çünkü yarının yöneticileri onlar olacak. Umut etmeye değer, biliyorum. Siz de bir çocuğun gözlerine baktığınızda ve gözlerinin ardındakileri gördüğünüzde anlayacaksınız ne demek istediğimi. Umut, gözlerin ışıltısında, dudaktaki tebessümde. İyi gülmeler.

(Sonda çocuk başarabiliyor mu başaramıyor mu göremiyoruz, çünkü yönetmen de bilmiyor ve kaderi çizmek istemiyor anladığım kadarıyla. Hep beraber göreceğiz. Çocuklar başaracak mı başaramayacak mı. Ve bunun sorumlusu da onların aksine biziz. Unutmayalım)

2021 The Platform - Film İncelemesi

“- Yukarıdakilerle haberleşmek gerek.
– Niçin?
– Ne demek niçin? Yemeği paylaşsınlar diye. Böylece mesajı 46’ya iletirler sonra 45… böylece devam eder.
– Siz komünist misiniz?
– Mantıklıyım.
– Yukarıdakiler bir komünisti dinlemezler.
– Ben de aşağıdakilerle başlarım.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir